<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583</id><updated>2011-09-29T20:17:35.788+03:00</updated><title type='text'>Sindar's</title><subtitle type='html'>Id est genus hominum</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>51</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-6590707243145418261</id><published>2011-05-01T15:57:00.004+03:00</published><updated>2011-05-01T16:30:09.379+03:00</updated><title type='text'>Yola çıkmak !</title><content type='html'>Hayallerim arasında "gerçekleşme ihtimali en düşük" olarak sınıflandırılmışlardan biriydi (70,000 feet yükseklikte bir U-2 uçuşu yapmak hayalimin iki parmak üzerindeydi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-vw5a5UDQfZo/Tb1eUAFMUqI/AAAAAAAAAJY/ziGheGjk5CY/s1600/Super_Tubes_091.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-vw5a5UDQfZo/Tb1eUAFMUqI/AAAAAAAAAJY/ziGheGjk5CY/s320/Super_Tubes_091.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601737209230938786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4 gün sonra hayalimin başlangıcına gidiyor olacağım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 gün sonranın gecesinde kıtanın en ucunda, kıtanın Dünya'ya açıldığı kapıda ayaklarım okyanus kıyısında belki de kıpkırmızı şarabımı içiyor olacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bir gün El-hamra'nın duvarlarına sırtımı yaslayıp soluklanacağım, belki bir gece sabaha karşı daracık şehir sokaklarında en sevdiklerimle hafif sarhoş kaybolacağım. Kimbilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir 15 günlük seyahat başlıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-6590707243145418261?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/6590707243145418261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=6590707243145418261' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6590707243145418261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6590707243145418261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2011/05/yola-ckmak.html' title='Yola çıkmak !'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-vw5a5UDQfZo/Tb1eUAFMUqI/AAAAAAAAAJY/ziGheGjk5CY/s72-c/Super_Tubes_091.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-1348107581690439482</id><published>2010-12-19T20:49:00.003+02:00</published><updated>2010-12-19T21:03:44.527+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>***&lt;br /&gt;Deniz kızlarının gözyaşlarını&lt;br /&gt;kehribarın barındırdığı doğru mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuştan kuşa uçan&lt;br /&gt;bir çiçeğin adı ne olsa gerek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla olmasın daha iyi değil midir geç olmasından?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve niçin karar verdi peynir&lt;br /&gt;Fransa’da büyük işler yapmaya? (p.neruda)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;… kadar saçma, gerçek, ters-yüz, normal ve çıplaktı bazen herşey. Bazı durumlar vardı, tüm sınırlarını sarsan, hazırlıksız bir şekilde onursuzca saldıran. Saldırıyı haber vermeden, sırtını döndüğü bir anda, “an” dediği zaman kesidinde pat diye ortaya çıkıveren. Şaşırtan, anlamsızlaştıran bazen gülümseten, bazen dipsiz paniklere sebep olan.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;« 10 yıl önce sahipleri onu getirip, bırakıp kaçmışlardı, pek yaramaz pek yaramaz demişlerdi ve gitmişlerdi. Yumuşak adımları ama vahşi gözleri vardı eve ilk adım attığında. İlk 3 gün kimseyi yaklaştırmamıştı yanına, her yer ve herkesi tek tek inceleyip, ince ince koklamıştı tüm köşeleri. »&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Soğuğa karşı yürüyordu hızlı hızlı, bir yandan da kafasında dolaşan ve sıralarını kaybetmiş düşüncüleri sıralamaya çalışarak. O düşünceler ki disiplin altında olmadıklarında “normal” ile “ters-yüz”ü her an koyun koyuna yatağa sokup gerçeği doğurtabilecek kadar “yol”suz olurlar bazen. Doğan gerçekliğin sahtekarlığının tartışılmaz olacağı bir tohumlanmadır. Bilir.&lt;br /&gt;Bildiği için yürüdüğü tempoda düşüncülerini zaptetmeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir simit ile beyaz peynir alabilir miyim ?&lt;br /&gt;- Buyur abla ! Hayırdır bu sabah pek keyifsiziz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifsizmişiz ! Biz kimiz ? diye hırlarken içinden Çin ordusunu düşünüyordu bir yandan, askerlerin ne kadar acımasız, ne kadar insanlıktan yoksun ama ne kadar disiplin altında yetiştirildiklerini. Japon savaş sanatlarını canlandırmaya çalışıyordu aklında, bir Katana’nın saya’sından ilk sıyrıldığı anda çıkardığı o hafif fısıltıya benzeyen sesi duymaya çalışıyordu aklında ve savaşçıların bir tek bu hareketi bile kaç bin kez çalışmak zorunda kaldıklarını düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Günaydın.&lt;br /&gt;- Güna…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimenin kalanını duymaya zamanı yoktu, gereksiz konuşmaları dinleyecek gibi değildi. Anlamsız sosyalleşmelere tahammülü yoktu bugün, hiç kimsenin uydurma dertleri, yalancı suratlarındaki üzüntüleri, içsiz yanaşmaları, beş para etmez etik nutukları, arzın merkezi benliklikleri, ilgi arsızlıkları, çürük egoları ile oynaşacak insanlık özellikleri yoktu bugün. Bugün dünya dışarıda kalmalı dedi kendi kendine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;« Sonra tanışmıştık. Yavaşça o istedikçe. Kediydi ama sanki içinde bambaşka bir yaratık daha vardı. Az zorlasak konuşacaktı sanki. Mesafeliydi, uzaktı, asildi, vahşiydi, yaramazdı ve dünyadan büyük bir sevgi vardı o ufacık bedeninde. Tüm huysuzluğuna rağmen neşeliydi, eğlenceliydi, tuzak kurardı, oyunları salak oyunlar değildi. Bir ışığın peşinden deli gibi koşup durmazdı, ışığın kaynağı olan elini yakalamaya çalışırdı. »&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Savaşçıların kiraz ağaçlarının altında Katana’larını dizlerinin üzerine yerleştirerek daldıkları sonsuz meditasyonları düşündü. Öldürmek için öğretilen disiplin ile mi ancak düşüncelerini sıraya dizebiliyorlardı diye merak etti. Ne kadar güç gerekirdi bir insanın kafasını zaptetmesi için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu dosyaların tamalanması lazı….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüncelerini böldüklerinde sinirleniyordu ve « sinirlenmek » aşina olmadığı duygulardan biriydi. Aynı « üzülmek » gibi. Bu duyguları yaşamayı bilmiyordu, normal insanlara yüklenmiş olan uydurma sosyal kodlamalara sahip değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;« Uykusunda mırıldanırdı sürekli, sürekli bir battaniye kavgası yapardık, kuyruğundan çektiğimde burnumu tırmalardı, ben kulağını ısırınca pek şaşırırdı, homurdanıp, surat asarak uyurdu bazen. Sabah tekrar aynı aşkla uyandırırdı evdeki herkesi. Çok severdi herkesi tırmalayı ve bazen ısırmayı, bazen oyun için, bazen kızdığı için, bazen sırf racon olsun diye. Olsun o evin minik kaprisli patronuydu. »&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yaşamayı bilemediği duyguları yaşamayı bildiklerinle değiştirmeye başladığını hissediyordu. O yüzden etrafındaki insanlara karşı soğukkanlı bir saldırganlık hissediyordu. Öfkeden, öfkenin kontrolsüzlüğünden uzak. Yaklaşana zarar vermeye hazır, yavaş yavaş keskinleşen. Sabah içinden geçirdiği şiire geri dönmeye çalıştı, o an daha yumuşaktı sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;« Niye soruyorsunuz ki bana, 10 yıl nasıl anlatılır ki… Çok güzel yaşanmış bir dostluktu. Tek farkımız bizim kuyruğumuz yoktu, onun kelimeleri. Bugün veda ettik »&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Akşam karanlığına doğru tekrar yürümeye başladığında kendisiyle uğraşmaktan vazgeçti. 10 yıllık dostuna veda etmişti. Gerisi önemli değildi. Öfkeyse öfkelenebilirdi, üzülmekse kime neydi ki. Hiçbir düşüncesinin de disiplin altına alınmasına gerek yoktu. Bıraktı. Herkes kendini korumayı bilsin diye tısladı içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce çok sevdiğim bir dostum kedisine şöyle veda etmişti&lt;br /&gt;« iyi uykular kuyruklu meleğim »&lt;br /&gt;Daha iyisi aklıma gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TQ5Woc2MyhI/AAAAAAAAAJI/NrY60xBHJWk/s1600/IMG_4006.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TQ5Woc2MyhI/AAAAAAAAAJI/NrY60xBHJWk/s320/IMG_4006.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552470643532679698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-1348107581690439482?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/1348107581690439482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=1348107581690439482' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1348107581690439482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1348107581690439482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/12/deniz-kzlarnn-gozyaslarn-kehribarn.html' title=''/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TQ5Woc2MyhI/AAAAAAAAAJI/NrY60xBHJWk/s72-c/IMG_4006.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-5522089888630738554</id><published>2010-11-15T10:43:00.003+02:00</published><updated>2010-11-18T00:32:30.446+02:00</updated><title type='text'>Dev...</title><content type='html'>Teninden hafif hafif sıcaklığın uzaklaşıyor olduğunu hatırlıyordu, en son ışıltılara gözlerinin hepsini ve tüm gözeneklerini biraz kısarak bakmıştı. Üzerine çöken tatlı ağırlığa, huzurlu uykuya yavaşça, sessizce teslim olma anının tadını yaşadığını hatırlıyordu. Gecenin hafif esintisini de hissetmişti. Usulca bedeninin sağa sola esnediğini, dalgalandığını, saçlarının arasından geçtiğini, etrafında dolaştığını, nefesine dolduğunu. Mistik bir hali vardı herşeyin, herşey akar gibiydi. Uykusundan uyanmak üzereyken, uyku haline geçtiği anı hatırlayıp gerinerek diriliyordu. Çok yavaşça ellerini gökyüzüne doğru uzatmaya başladı, her bir parmağının ucuna güneş dokunmaya başlamıştı, az sonra saçlarına da ulaşacaktı, ve belki güzel bir gün olursa taa ayaklarının ucuna kadar erişebilirdi. İşte o zaman o harika günlerden birini daha yaşardı. Yaşadığı milyonlarcası gibi, milyonlarca kez olsa da hiçbir zaman doyamadığı gibi. Heyecanlandı. Heyecandan dev bedeninin her bir noktasına küçük hışırtılar ile hafif bir titreme yayıldı. &lt;br /&gt;Ve dev bedenini güneşten aldığı zevkle gererek güne uyandı. Etrafını hışırtılar, kütürdeme sesleri ve neşe sardı bir anda. Milyonlarca yıldır köklerini gömdüğü toprağın metrelerce derininden, parmaklarının en ucundaki en minik yaprağa kadar canlandı. Dev bedenine milyonlarca yılın getirdiği tecrübe ile tüm ısıyı yaydığında binlerce canlı ısının, güneşin varlığının kutsanmışlığı ile silkelendi ve gün başladı.&lt;br /&gt;O ormanın en yaşlısıydı, en kudretlisi, en sevgilisi, milyonlarca yıllık devi. Kendi evreninde hayatı başlatmıştı yine. Parmak uçları ile tüm canlılarına baktı, uzunca dinledi, yaşamın ritmini biliyordu, o ritimde yaşayanları da biliyordu. “Ahenk” diye kahkahalar ile kükredi dev ağaç. Köklerinin serinliklerinde bile o ışık hissedildi. &lt;br /&gt;Günün ilerleyen saatlerinde dev bedeninin evreninde yaşayan her bir canlı ile konuştu, kokladı, gördü, hissetti, sevişti, sevildi. Bazen ufak hışırtılar ile, bazen kahkahlar, bazen mırıldamalar ile. &lt;br /&gt;Hayat her zamanki ritminde akarken yabancı bir şeyin dev bedenine yaklaştığını hissetti. Ani sessizlikten tedirgin olan her canlı, kıpırdıyor olduğu yerde ansızın yokluk kadar hareketsiz kaldı. Ormanın en yaşlısı, parmaklarının ucundaki her bir yaprağın ucu ile çok yavaşça yabancıya döndü. “İnsan” diye duyurdu. Çok azlardı bu cinsten bu evrende, ama tehlikeliydi, uyumsuzdu, kirliydi insan.&lt;br /&gt;Sessizlikle bekledi, beklediler, her bir canlı ile dev... İnsan yavaşça toprağa oturdu. Kafasını ve ellerini güneşe doğru kaldırıp, yavaşça mırıldanarak gerindi ve sırtını usulca dev bedenine yasladı. Mırıldandı. Bedeninin köklerine doğru bir elini uzatıp hafifçe tuttu. Köklerinde insanın ellerindeki sıcaklığı hissetti...&lt;br /&gt;----- &lt;br /&gt;İnsan o sabah güne başladığında tüm enerjisi ile etrafındaki herşeye gülümsüyordu. Herkes ile konuşuyor, şakalaşıyor, gürültülü gürültülü etrafta dolaşıyordu. Yaşadığı muazzam maceranın heyecanı ve enerjisi ile hızlı hareket ediyor, hızlı düşünüyor, herşeyi görmek, herşeyi hissetmek, herşeyi duymak, her yere dokunmak, her köşeye gitmek istiyordu. Yaşadığı akıl almaz ve çıldırtıcı merak duygusunun bedenine nasıl yansıdığını şaşkınlıkla izliyordu ama  yüzünde anlamsız bir gülümseme ile sabırsızlığını kontrol etmekten çok uzak bir şekilde bu devinimden kendini uzaklaştırmıyordu.&lt;br /&gt;Günün ilerleyen saatlerinde, sabahın ilk ışıkları ile birlikte hayranlık, korku, saygı, küçüklük, huzur, merak ve şaşkınlık duyguları ile dünyanın en yaşlı ormanına attığı ilk adımı düşünüyordu yürürken. Sakinleşmişti, topraktaki, havadaki bir şey sakinleştirmişti insanı. Bedeninin hafifleştiğini, ayaklarının toprağa daha dengeli bastığını, toprağın yumuşadığını hissediyordu. &lt;br /&gt;Hafif hafif esen rüzgar etrafından dolandığında, kendini biraz rüzgara bıraksa aynı hafiflikte salınacağını, yavaş yavaş sağa sola esneyeceğini hayal ediyordu yürürken. Diğer insanlar uzaklaşmıştı. İnsan sesleri kalmamıştı etrafında, ansızın durdu.Durdu ve insan seslerinden ilk defa bu kadar uzakta, nefes aldı.&lt;br /&gt;Insan kafasını gökyüzüne doğru kaldırdığında dünyanın en yaşlı ormanında, ormanın kendisi kadar yaşlı devi gördü, tüm yaprakları gözkyüzüne uzanmış devi. Yanına gitti usulca. Yavaşça toprağa oturdu, insan da aynı o dev gibi parmaklarını olabildiğine gökyüzüne uzattı, hafif rüzgarın bedeninin etrafından geçmesine, üzerindeki giyeceklerin içinden dolaşmasına izin verdi, hafif hafif rüzgar ile esnedi. Sonra yavaşça o dev bedene yaslandı, bıraktı varlığını, ağırlığını... Kalan enerjisi ile elini ağacın köklerinden birine doğru uzattı insan. O dev bedene bir ucundan sarılmak, tutunmak istedi sadece.Gözlerini kapadı. &lt;br /&gt;En huzurlu uykularından birine doğru o dev bedenden kendi vücuduna yayılan sıcaklığı keyifle izledi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-5522089888630738554?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/5522089888630738554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=5522089888630738554' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5522089888630738554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5522089888630738554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/11/dev.html' title='Dev...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-2320737475981520665</id><published>2010-09-11T20:19:00.007+03:00</published><updated>2010-09-11T21:28:35.802+03:00</updated><title type='text'>Sudan Çıkmış Balık !</title><content type='html'>"...dışarıda güneş, insanlar, tekneler, sahilden gelen hafif cızırtılı müzik sesleri, suda debelenmeler, sudan olmayan insanların suda ayakta durma çabaları, suya atlama sesleri, rüzgarın sesi, yaklaşan gülüşmeler, tanımadığım lisanda uçan kelimeler, yüzüme sıçrayan tuzlu su damlaları, sabırsızlık, çok çok kıymetli zamandan azalan dakikalar, elimde deniz gözlüğü, şnorkel... Ve kısa süre sonra o sonsuz huzurlu suyun altı, sessizlik, düzenli bir nefes alış-veriş sesinden başka sadece renkler, su, o harika mercanlar, bahçeler, odalar, yokuşlar, çıkışlar, denizaltı halkı, mahalleli balıklar ve ben. İşte sulara sarılıp denize seni çook seviyorum dediğim, olmayan kuyruğumun sevinçten deli gibi sallandığı an! İşte balık olduğum an!..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvFk6-cOFI/AAAAAAAAAIg/LOBcCJGSU78/s1600/00120021.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvFk6-cOFI/AAAAAAAAAIg/LOBcCJGSU78/s320/00120021.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515719406742419538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Suya ve muhteşem balıklara doyamadan geldim.&lt;br /&gt;Şimdi, sudan çıkmış balık oldum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine tatil sonrası huzursuz uyumlanma sürecini geçiriyorum. Bu kez biraz daha zor oluyor. Çünkü en sevdiğimden, sulardan ayrıldım geldim. Hem de bu dünyanın belki de en güzel sularından. Benimdi o sular! Biz de o mercan mahallelerinde tanınmaya başlamıştık, balıklar gelip gözümüzün içine içine bakıyorlardı, sarıları, mavileri, yeşilleri, pembeleri, güzelleri, çirkinleri, çavuşları, serserileri, hanımefendileri, salınanları, oynayanları, avlananları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvGArehDVI/AAAAAAAAAIo/fJP--R6rdVE/s1600/00120013.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvGArehDVI/AAAAAAAAAIo/fJP--R6rdVE/s320/00120013.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515719883618323794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sayısal çoğunlukları herşeye norm kabul eden, bu şekilde güvenlik sınırlarını oluşturan insanoğlunun aynı kural ile yarattığı "mantık" kavramı ile anlamaya ve anlamlandırmaya programlanmış olan 3 kuruşluk aklı, "mantık" sorgusu altında tanımlı tüm kurallara aykırı varoluşları gördüğü anda karıncalanma eğilimine girer. Bu şekilde proses edemeyeceği bilgiden uzaklaşmaya çalışır, tekneyi güvenli sulara çekmeye çabalar. Bu uyumsuzlukları "lezzetli" olarak kodlayan arızalı bir beynin ise her bulduğu mantık çatlağından beslenerek eğlenir. İşte bu beyinlerin zevkten çıldıracağı bir yer Sharm el-Sheikh. Kutsal toprakların ortasında tüm günahlara serbest bir alan veya tüm eğlenceler için radikal tutuculuktan kurtarılmış bir bölge. Sonsuz sarı toprakların uzandığı, sıcaktan ölmüş arazilerin kenarında su, hem de bir avuç değil koocaman bir deniz. Onca renksiz şekilsiz ruhsuz toprağın hemen yanındaki denizin altındaki akıl almaz renkler, canlılar, hareket ve zerafet. Çöl ve bozkır insanınından o sert, dayanıklı, mesafeli ve ketum tavrı beklerken karşılaşılan çöl çingeneleri ve dilencileri. Sıcaktan öleceğini düşünürken çıkan hafif serin akşam esintisi. Saatler süren çöl yolculuğu ile insanı yıldıracak derecede aynı sarı rengin ve renksizliğin arasında renkli bir kanyonda Alice'in yaşadığı şaşkınlık... Ve üzerine yapışan çölün tozunu denizde temizlemek.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvJPoK2gKI/AAAAAAAAAJA/KsU2d6Pmj2k/s1600/IMG_4292.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvJPoK2gKI/AAAAAAAAAJA/KsU2d6Pmj2k/s320/IMG_4292.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515723438963458210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvHLFO-kUI/AAAAAAAAAIw/clwxIfoDcEM/s1600/IMG_4192.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvHLFO-kUI/AAAAAAAAAIw/clwxIfoDcEM/s320/IMG_4192.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515721161842790722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tüm kutsal kitapların en ünlü hikayelerinin geçtiği topraklarda, efsaneler ile yanyana yürümek. İkiye ayrılan kosakoca deniz, asanın yere vurulması ile çölün ortasında çıkan su, yanan çalı, Sina dağı ve o büyük kaçış... Bunca efsanenin ağırlığı ile hareket etmesini, kafalarının bir karış havada olmasını beklediğin insanların geçim sıkıntısı nedeni ile tüm karizmalarını bırakmaları ve 1 lira için dökülen diller... Çölün ortasında seyar döviz bürosu görmek. En yakın yerleşim birimine 250 km mesafede olan St. Cathrine Katedralinde kalanların hayatını hayal etmeye çalışmak. O katedralde ellerinde kameralar ile dolaşan lacivert t-shirt'lü insanların güvenlik görevlisi, o kameraların da güvenlik kamerası olduğunu öğrenmek. Sonsuz yokluğun ortasında ufacık kum evlerden oluşan köylerin yanından geçmek ve içlerindeki hayatı hayal bile edememek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvICra44NI/AAAAAAAAAI4/X069ddtdLyY/s1600/IMG_4257.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvICra44NI/AAAAAAAAAI4/X069ddtdLyY/s320/IMG_4257.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5515722116986101970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tüm muhteşem çelişkileri ve inanılmaz güzelliklerinin yanında kahkahalarla, keyifle, huzurla, eğlenceyle, heyecanla, merakla, sevinçle, doya doya geçirdiğimiz 8 günün tadı hiçbirşeyle değişilmez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yenisini hayal ediyoruz. Bu kez şarabımızla gün doğumuna...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-2320737475981520665?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/2320737475981520665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=2320737475981520665' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/2320737475981520665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/2320737475981520665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/09/sudan-ckms-balk.html' title='Sudan Çıkmış Balık !'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/TIvFk6-cOFI/AAAAAAAAAIg/LOBcCJGSU78/s72-c/00120021.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-4952841210203535117</id><published>2010-08-22T22:51:00.005+03:00</published><updated>2010-08-22T23:55:51.946+03:00</updated><title type='text'>Gitmek !</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/THGNfppXjnI/AAAAAAAAAIA/JpRj0pAhe8o/s1600/Sharm%2520El%2520Sheikh.jpg"&gt;&lt;/a&gt;En sevimli fiil değil mi ! Arkasını doldur doldurabildiğin kadar, uzat uzatabildiğin kadar. Yine huzursuz günler yaşıyordum. Hani dursan duramazsın, gitsen tutarlar, tutanı ısırmak istersin, ısırsan bir yere kapatacaklar, sonra kapattıkları yerleri kırmak istersin, dışına büyüyemeyen içine büyür ya, sonunda da patlar... İşte öyle. Velhasıl tehlikeli zamanlardır. Bu gibi durumlarda Edip Canseverin dizelerini geçiririm içimden bazen, "yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz / Elimi suya uzatıyorum siz misiniz / Siz misiniz belki de hiç konuşmuyorum / Belki de kim diye sorsalar beni / Güneşe çarşıya kadehe uzatacağım ellerimi / Belki de alıp başımı gideceğim / Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin / Hüzünle karışık bir ağrısı"... Sonra derim ki kendime ne ağrısı ya ! Olur mu hiç gitmenin ağrısı hem de hüzünle karışık falan, olsa olsa heyecandan midemde hafif bir karıncalanma, o da dünya tatlısı !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Hani derler ya nereye gitsen kafan seninle gelir, ne çare". Ne alıklık değil mi ? Kafamla birlikte gitmekten güzeli, bir de en sevdiklerimle gitmektir ancak. Severim kafamı ben, niye kaçayım ki ! Değil mi ama. Hem en sevdiğim hasta ruhlardan biri olan Nietzsche de dememiş mi "öyle çok değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan, anladım."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...............&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"...kesik kesik nefes alan biri vardı yanında, koluna değen bir ten vardı, sıcaktı, nemliydi, ama soğuktu da sanki, uyuyordu, uyuyor gibi yapıyordu. Uyansa sanki bir şeyler olacaktı. Tekrar hissizliğe doğru kaymaya başlamıştı. İçindeki alarm hissini bir türlü yok edemiyordu. Bir yanı o alarmı çalıştırırken diğer yanı sanki susturmak için can yakıcı önlemler alıyordu. Bu kez direnecekti, bir kez daha bu noktaya gelmek için aylar geçecekti. Bu fırsatın kaçırılmaması gerekiyordu. Ama sanki gitgide uzaklaşıyordu. Tutunup uyanmalıydı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gözlerini açıyor. Anında o çarpıcı keskin acıyı hissediyor. Hemen etrafını kontrol ediyor. Kollarından bir yere bağlı. Hissettiği kesik kesik nefesin kendisine ait olduğunu anlıyor, koluna değen bir ten yok aslında, nem ise hafif hafif kolundan akan kanın demire bulaşmasından. Kan tutuyor biraz. Canı acıyor ama kırılması lazım, kaçması lazım. Tüm gücü ile kolunu demirden ayırmak için çekiyor. Bileğindeki keskin acıdan bileğini kırmış olduğunu anlıyor ama elini kurtarıyor. Evet kaçmanın, bu toplumdan kendini kurtarmanın bir bedeli olacaktı tabii ki. Kırık bileği ve kolundan akan kanla aralık kapıdan dışarı fırlıyor. Sapsarı buğdayların olduğu bir tarla var önünde. Uçsuz bucaksız. Ne yöne baksa sapsarı, ışıl ışıl. Güneş heryerde sanki. Heryerden yansıması, şaşkına çeviriyor kadını. Nasıl bu noktaya vardığını düşünüyor. Evet. Arkasına baksa belki görecek ama içinde bir sızı. Biliyor. Arkasında boşluk ve insanlar kalabalığı, aynı olan insanlar, ortalama yaşamlar, aynı boşluk. Boşluklar yaratarak ilerliyor. Varlıkları yok mu ediyorum acaba diye düşünüyor. Sadece yer açıyorum diye geçiriyor içinden. Ya önümdeki sağımdaki solumdaki bu uçsuz bucaksız buğday tarlası diye sorguluyor kendini. Düşünmeye boşveriyor. Koş kızım diyor kendi kendine. Bak tam istediğin gibi. Koş. Koşuyor kadın. Deli gibi. Gülüyor. Ağlıyor. Yine gülüyor. Ama koşuyor. Bir yerlerinden kan akıyor ama artık aldırmıyor, ot falandır, koşarken kesmiştir biryerlerimi diye düşünüyor. Veya o toplum insanlarının yaptığı kesiklerdir. Olsun diyor kan da güzel parlar güneşte. Hem kontrast olur yeşillerle. Kırmızı. Yeşil. Sarı. Turuncu. Derken. Düşerken buluyor kendini. Tarlanın bir yerlerindeki, üstü açık bir kuyuya düştüğünü düşünüyor düşerken. Daha da bir sürü şey düşünecek vakti olduğunu da hissediyor düşerken. Düşüşün uzun olduğunu biliyor bir şekilde. Rahatlıyor. Rahat rahat düşüyor. Bir de yıldızlar olsa diyor içinden. Etrafımda. Ben düşerken onlar göğe yerlerine yerleşse diyor. Düşüyor. Nasıl da rahat. Sonra çarpmanın nasıl olacağını düşünüyor, yerçekim kanunlarını hatırlamalıyım sanırım diye içinden hafifçe geçiriyor. Ne kadar uzun düşersem o kadar şiddetle mi çarpardım acaba diyor ama duyacak kimsenin olmadığını bilmenin mutluluğunu da hissediyor. Vücudunu kasıp hazırlanıyor. Artık gerçekten "gidebiliyor". Sonunda ortalama hayatlardan kurtulmanın tehlikesine doğru gidebiliyor........"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...............&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir çalışma grubu ile çalışmanın tam ortasında paralel bir zaman açılıyor ve bunlar yaşanıyor. Çalışma grubuna "başlangıçta kaos vardı" demek geliyor içimden bazen. Hani bir desem ne diyecekler veya nasıl "haa ?" diyerek kalakalacaklar çok merak ediyorum ! Haahhaaa ! Eğlenebilirim bile. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Başlangıçta kaos vardı. Tanrılar kaosu yarattı. Yaratıklar yolunu buldu. Yollarını bulabilmek için hareket ettiler. Çook hareket ettiler. Dursalardı. Gitmeselerdi. Kaos baki kalacaktı. Neymiş durmamak lazımmış. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eveet ! Tüm bu tehlikeli zamanların tam ortasında güneş gibi yeni bir destinasyon yetişti ruhuma ! İlaç niyetine !&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gidiyoruz. 5 gün kaldı sadece. 5 gün sonra şuradayım. Dağların tepesi ve evim dışında bu hayatta en rahat olduğum yerde, sularda olacağım !&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5508340095532480610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/THGOIehBOGI/AAAAAAAAAIQ/x_0Ycw_uiHw/s320/Sharm%2520El%2520Sheikh.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-4952841210203535117?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/4952841210203535117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=4952841210203535117' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4952841210203535117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4952841210203535117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/08/gitmek.html' title='Gitmek !'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/THGOIehBOGI/AAAAAAAAAIQ/x_0Ycw_uiHw/s72-c/Sharm%2520El%2520Sheikh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-673989613126363898</id><published>2010-06-19T21:37:00.004+03:00</published><updated>2010-06-19T22:39:38.472+03:00</updated><title type='text'>Toplantı, Laplace, Olasılık, Schrödinger ve Zaman</title><content type='html'>Bu sıralar pek çok gün olduğu gibi dün de 7 toplantım vardı. Ara vermeksizin. Öyle olunca toplantılar yaşam alanına dönüyor. Bedenimi kurtaramasam bile ruhumu kurtarmak için sayısız maymunluk yapmam gerekiyor. Yine böyle bir sıkıntıdan can verme anında masanın etrafındakileri incelerken birinin kolundaki dövme dikkatimi çekti. Bozuk gözlerimle o mesafeyi göremiyordum. Ama görmem lazımdı, çünkü o dövme toplantının kalan kısmında kafamı meşgûl edecek oyuncak olabilirdi. Toplantılarda kalkıp dolaşmama alışık olan insanlar da değillerdi, başka bir klandı bunlar. Çay termoslarının durduğu masa o taraftaydı, ama yine de yeterli yakınlıkta değildi. Adım adım dedim kendime ve çay doldurmaya gittim. Sonra bir mucize oldu ve o dövmeli insan da çay doldurmaya geldi. Ve evet "Velle est posse" yazıyordu kolunda. Öğrenmiş olmanın ufak mutluluğu ile yerime geçtim. Çayı da sanırım orada bıraktım. Zaten önemli de değildi. "Velle est posse" (To be willing is to be able- İstemek mümkün kılmaktır olarak tercüme edilebilir.)&lt;br /&gt;Bir müddet dövmeli insanı seyrettim. İçimde de bir yandan "Non omnia possumus omnes" (Genellikle "Herkes herşeyi yapamaz" diye çevrilse de aslında "Herkes herşeyi yapmaya muktedir değildir" olarak çevirmek daha doğrudur. Bu iki cümle arasındaki ufak farklılık ayrıca düşünülmeli... ) cümlesi dönmeye başladı buna karşılık. Acaba bir kağıda yazıp versem dövmeli insana ne düşünür diye hafif bir gülümseme ile düşündüm ama vazgeçtim. Koluna bu cümleyi yazacak kadar inanmışsa dokunmamalı diye düşünmeye çalıştım. Ama bunu sarsmak için hamle yapmak da çok heyecanlı olacaktı. Ve iyilik kazandı. Dokunmadım.&lt;br /&gt;Laplace's Demon'ı düşünmeye başladım. Ne ilgisi var sorusu yanlış. Pekala ilgisi var. Laplace'in Şeytanı teorisi şunu iddia eder: "Bir harekete etki edecek tüm değişkenler bilinirse ve doğru hesaplanırsa o hareketin sonucu kesin bir şekilde bilinebilir. Değişkenlerin hesaplanabilme başarısının oranı ise o hareketin sonucunu bilme olasılığını verir." Mesela zar atıyorum diyelim, eğer zarın ağırlığını, bu ağırlığın her yüzeyine dağılış oranını, atarken verdiğim ivmeyi, çarpma etkisini, çarptığı yerin sertliğini, varsa hava akımını vs vs vs vs herşeyi hesaplarsam zarın kaç geleceğini kesinlikle bilebilirim. Ve eğer bunu bilebiliyorsam bu hesaplamayı zar ile istediğim sayıyı atabilmek üzere de kullanabilirim. Ve bu aslında "Velle est posse"yi çok da yalancı kılmaz. Ama "Non omnia possumus omnes"'i de yanlış kılmaz. Çünkü bu hesaplamayı da çok fazla yapabilecek adam yoktur zaten, ki bu yüzden bu teori "şeytan" adını almıştır. (Aslında bu adı Laplace'in teorisini şu cümlelerle açıklamasından dolayı almıştı: "Evrenin şimdiki halini geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele  alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm  varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve  bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek, aynı anda evrendeki  en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak  bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynı  geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir")&lt;br /&gt;Gelgelelim ki modern fizik bu teoriyi öyle pek tutmadı çünkü Heisenberg diye bir bilimadamı doğada partikülerin konumu yada hızı kesin olarak bilinemez dedi. Partiküllerin üzerine ışık tutup konumunu belirleyebiliyordu ama ışıkla partikülün kesiştiği noktadan önce partikülün hızının ne olduğunu bilemiyordu. Dolayısı ile bir belirsizlik vardı. Laplace Demon teorisinin dediği gibi herşey öyle pek kesin olamıyordu.&lt;br /&gt;Diğer yandan Schrödinger aynı soruyu farklı bir felsefi soru ile sorguluyordu ki bu teorinin başrolünde kedi olması biraz can sıkıcı, hani tüm deneyler fare ile yapılırdı. Neyse... Teori için gerekli malzemeler şöyle:&lt;br /&gt;Bir kutu&lt;br /&gt;Bir kedi&lt;br /&gt;bir şişe&lt;br /&gt;siyanür gazı&lt;br /&gt;çekiç&lt;br /&gt;çekici tetikleyecek bir mekanizma (kutu kapağı)&lt;br /&gt;Teori ise şöyle çalışıyor:&lt;br /&gt;Kediyi kutuya koyuyor, siyanürü şişenin içine, çekici kapak açılınca şişeyi kırabilecek bir noktaya yerleştiriyor. Kutunun kapağı kapalı, kutu açılıncaya kadar kedi hem canlıdır, hem ölüdür. Her iki olasılık da gerçektir. Kapak açılırsa, çekiç siyanürlü şişeyi kırar kedi ölür. Bir ihtimal gerçekleşir. Ama kapak açılına kadar "kesinlik" yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlik yok ise istediğin kadar hesapla, çabala veya "iste", beklediğin sonuca gidemeyebilirsin. "Velle est posse" yalan olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlik konusunu çürütmek için çok çok ağırlığı olan başka bir kanunun da yenilip yutulması gerekiyordu. Temodinamiğin ikinci yasası diyordu ki "Enerji çok yoğun olduğu ortamdan daha az enerji yoğunluğu bulunan ortamlara akma eğilimindedir." Bu teoriyi kanıtlayan yüzlerce şey de vardı zaten... (Ben hala inanıyorum buna!) Bu teori zamanın tek yönlü akışını da açıklıyordu. Sıcağın her zaman soğuğa doğru hareket etmesi gibi. Sonra Maxwell insanı gaz tüpleri ile yaptığı deneylerle bu "kesinliğin" aslında kesinlik değil "yüksek olasılık" olduğunu kanıtladı ve bilimadamı olan her insanoğlu aynı soruda kilitlendi kaldı "e peki o zaman, "zaman"ında mı tek yönlü hareketi mutlak değil?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kilit noktası hala pek çözülmüş değil, zamanın bükülmesi, katlanması, esnemesi, kaos teorileri vs vs vs uçuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlik yoksa "Non omnia possumus omnes" daha olasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ya birisi bir gün tüm iletişim kanallarından tüm dünyaya şu duyuruyu yapsa "Ey insanoğlu çok üzgünüz zamanı kaybettik. Artık "zaman" yok." ne olur acaba diye düşünmeye başladığımda çok şükür toplantı bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-673989613126363898?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/673989613126363898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=673989613126363898' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/673989613126363898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/673989613126363898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/06/toplant-laplace-olaslk-schrodinger-ve.html' title='Toplantı, Laplace, Olasılık, Schrödinger ve Zaman'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-308581242353387502</id><published>2010-05-22T23:30:00.019+03:00</published><updated>2010-05-23T01:07:47.477+03:00</updated><title type='text'>Hong Kong...</title><content type='html'>Gitmek en güzeli ama dönmek de keyifli, diyerek ruhuma huzur vermeliyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hong Kong tüm çelişkilerin mutlulukla yaşadığı bir şehir, şu ana kadar gördüklerime hiç benzemeyen, çelişkileri ile barışık, hafif uçuk, saygılı, zengin, alçakgönüllü, şık, farklılıkları ile mutlu ve eğlenmeyi seven bir şehir. Şahsına munhasır bir şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hIcV_610I/AAAAAAAAAGY/WhRB9k9tY7M/s1600/IMG_1298.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hIcV_610I/AAAAAAAAAGY/WhRB9k9tY7M/s320/IMG_1298.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474204998847616834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hJAhXt2zI/AAAAAAAAAGg/cUMhBLRGDQ0/s1600/IMG_2270.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hJAhXt2zI/AAAAAAAAAGg/cUMhBLRGDQ0/s320/IMG_2270.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474205620375509810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kimi binalar legoları üstüste düzensizce yığmış bir çocuğun elinden çıkmış gibi, hani tek katlı olsa insanın "gecekondu" demek gelecek içinden ama onlarca katlı, onlarca bloktan oluşan içinde binlerce minik dairenin yer aldığı binalar, başlı başına bir mahalle olan binalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hLde8jDRI/AAAAAAAAAGw/8TwP7t_cox4/s1600/IMG_2393.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hLde8jDRI/AAAAAAAAAGw/8TwP7t_cox4/s320/IMG_2393.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474208316964146450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yanında dünyanın tüm ticaret hacmini elinde bulunduran ilk beş şirketin pırıl pırıl yüz katlı plazaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hKEZf-juI/AAAAAAAAAGo/6i_7NkGsHVQ/s1600/IMG_2207.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hKEZf-juI/AAAAAAAAAGo/6i_7NkGsHVQ/s320/IMG_2207.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474206786493779682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aralarda Çin mahalleleri, limanın yanında balıkçı tersaneleri. Dev gökdelenlerin arkasında yağmur ormanları, dağlar. Şehrin ara sokaklarında botanik bahçeleri, özenle düzenlenmiş Japon bahçeleri, parklar, havuzlar, spor alanları. Hemen diğer tarafında barlar, sabaha kadar enerjisini akıtamayan gece hayatı. Işıl ışıl sokaklar. Durmaksızın ışıkları yanan, dünyanın heryerine hizmet veren ve dünyanın tüm saat farklarında eş zamanlı yaşayan çokuluslu ticari şirketlerin 24 saat çalışan insanları. Diğer taraftan parkların koşu alanlarında koşu yapan tapınak rahipleri, chi'si iyi olan alanlarda durmuş Tai-chi yapan insanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hMQOnOCXI/AAAAAAAAAG4/J2SMngf_JSs/s1600/IMG_1188.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hMQOnOCXI/AAAAAAAAAG4/J2SMngf_JSs/s320/IMG_1188.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474209188753049970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hS4wojcvI/AAAAAAAAAHw/sWxUnf0qeoE/s1600/IMG_2055.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hS4wojcvI/AAAAAAAAAHw/sWxUnf0qeoE/s320/IMG_2055.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474216482149987058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hUCOVgYeI/AAAAAAAAAH4/CrxHsDFEnG0/s1600/IMG_3013.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hUCOVgYeI/AAAAAAAAAH4/CrxHsDFEnG0/s320/IMG_3013.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474217744253608418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şehirden 10 dakika uzaklıkta doğal hayatı ve doğası bozulmamış hala eski kültürün yaşanmaya devam ettiği ufak adalar, adacıklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hNr-5w9CI/AAAAAAAAAHA/V1293U7Y-ng/s1600/IMG_1928.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hNr-5w9CI/AAAAAAAAAHA/V1293U7Y-ng/s320/IMG_1928.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474210765083833378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hQ3xCUQkI/AAAAAAAAAHg/-5gWg1leXwc/s1600/IMG_1950.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hQ3xCUQkI/AAAAAAAAAHg/-5gWg1leXwc/s320/IMG_1950.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474214266054918722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sokak tezgahlarında kesilmiş, soyulmuş, kurutulmuş ve şekerlenmiş ördekler, tavuklar, pastırmalar. Arkasında dünyanın en yüksek binalarından birinin 118'inci katında ana yemeğin en az 300 Dolar olduğu şehrin "hafif" kalburüstü restorantlarından biri. Yanındaki parkta yemeğini almış, birasını almış arkadaşları ile keyifli bir sohbet eşliğinde güle oynaya yemeklerini yiyen insanlar. Sokak aralarında aileler tarafından işletilen ve muhtelemen kuşaklar boyudur işletilen çin büfeleri, önlerinde ufacık sandalyeleri ve masalarında onlarca çeşit deniz ürünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi dağların üzerinde, kimisi şehrin arasında muhteşem tapınakları...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hPkNSR-2I/AAAAAAAAAHQ/Ah_l_KpTIS4/s1600/IMG_1634.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hPkNSR-2I/AAAAAAAAAHQ/Ah_l_KpTIS4/s320/IMG_1634.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474212830529059682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hQRP1dAlI/AAAAAAAAAHY/2nirMPSe1Ik/s1600/IMG_1728.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hQRP1dAlI/AAAAAAAAAHY/2nirMPSe1Ik/s320/IMG_1728.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474213604307567186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hR7ngcFtI/AAAAAAAAAHo/j8kIVmLvSlQ/s1600/IMG_2468.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hR7ngcFtI/AAAAAAAAAHo/j8kIVmLvSlQ/s320/IMG_2468.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474215431728010962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tüm bu şehir hayatına rağmen Budizm'in yaşam biçimine tüm koyuluğu ile yansıyabildiği, insanların "saygı" ile var olup yaşayabildiği ve batılıların da sanıyorum zorunluluk ile uyum sağladığı, tüm gürültüsünün arasında tuhaf bir biçimde huzurlu, tüm metropollüğünün yanında yine tuhaf bir biçimde güvenli bir şehir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hOrU4Tu1I/AAAAAAAAAHI/JVc5CDvE59I/s1600/IMG_2240.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hOrU4Tu1I/AAAAAAAAAHI/JVc5CDvE59I/s320/IMG_2240.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474211853315062610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çelişkileri, güzellikleri, sürprizleri, yoğunluğu, insanları, havası, doğası, yemekleri ve herşeyi ile Hong Kong bize çok iyi davrandı, çok nazik ve duyarlı bir evsahibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hong Kong yaşanılası ve hatta yaşarken gönül rahatlığı ile aşık olunası heyecanlı bir şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;".....Ayaklarının nereye gittiğinden habersizdi, gözleri o anda görmesi için komutlanmış şeylerden çok uzak ayrıntıları, keyifli ışıkları yakalamak ile meşguldu. Bu meşguliyete engel olması gereken kafası ise ayaklarının gittiği yerden ziyade gökyüzüne çevrilmek istiyordu, güneşe doğru bakmak, sarı ışıkları derin bir nefesle içine çekmek istiyordu. Ayakları kum tanelerini arıyordu, bulsa parmaklarını kumların arasına gömecek ve denizin yumuşak dalgalarının gelmesini bekleyecekti. İçine çektiği nefeslerde binbir ayrı heyecanın kokusunu almayı ve kulaklarını en güzel ritimlerle ile doldurup tüm sesleri yok saymayı hayal ediyordu. Tüm bedeni ile 'gitmek' istiyordu. Gideceği kesindi, bedeni bu kadar isterken... Döneceği  ile ilgili ise kısacık bir bilinmezlik vardı, kısacık, tatlı ve baştan çıkarıcı....."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-308581242353387502?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/308581242353387502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=308581242353387502' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/308581242353387502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/308581242353387502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/05/hong-kong.html' title='Hong Kong...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S_hIcV_610I/AAAAAAAAAGY/WhRB9k9tY7M/s72-c/IMG_1298.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-45030399671784285</id><published>2010-05-16T14:41:00.001+03:00</published><updated>2010-05-16T14:42:38.257+03:00</updated><title type='text'>Yasanilasi bir sehir daha...</title><content type='html'>Hem yasanilasi hem de asik olunasi bir sehir...&lt;br /&gt;Donemeyecegim buralardan, kimse kusura bakmasin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://m.flickr.com/#/photos/49962286@N05/4610960563/sizes/o/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-45030399671784285?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/45030399671784285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=45030399671784285' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/45030399671784285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/45030399671784285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/05/yasanilasi-bir-sehir-daha.html' title='Yasanilasi bir sehir daha...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7083723773659368074</id><published>2010-05-11T13:56:00.000+03:00</published><updated>2010-05-11T13:58:07.293+03:00</updated><title type='text'>14 saat ucustan sonra sefil ama mutlu hongkong'dayiz!</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7083723773659368074?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7083723773659368074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7083723773659368074' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7083723773659368074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7083723773659368074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/05/14-saat-ucustan-sonra-sefil-ama-mutlu.html' title='14 saat ucustan sonra sefil ama mutlu hongkong&apos;dayiz!'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-6447372494036909265</id><published>2010-05-08T21:10:00.004+03:00</published><updated>2010-05-08T21:34:47.367+03:00</updated><title type='text'>Son hazırlıklar!</title><content type='html'>Son hazırlık, muhtar kedi başımda, biliyor gideceğimizi, ne zaman çantalar ortaya çıksa bizim zilli huysuzlanmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-WqrsQW9xI/AAAAAAAAAFw/eX956-lAH4c/s1600/IMG_0521.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-WqrsQW9xI/AAAAAAAAAFw/eX956-lAH4c/s320/IMG_0521.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468964990102206226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet hazırlıklar bitemiyor, çünkü kedi canavarı ellerimi yiyor !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-Wro6ev-9I/AAAAAAAAAF4/XZ-jnUw--_0/s1600/IMG_0506.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-Wro6ev-9I/AAAAAAAAAF4/XZ-jnUw--_0/s320/IMG_0506.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468966041892682706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi mi, ben şunun üzerine yatayım....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-WulANO0II/AAAAAAAAAGA/yC6F4ShMDyk/s1600/IMG_0527.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-WulANO0II/AAAAAAAAAGA/yC6F4ShMDyk/s320/IMG_0527.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468969273245225090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-6447372494036909265?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/6447372494036909265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=6447372494036909265' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6447372494036909265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6447372494036909265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/05/son-hazrlk-muhtar-kedi-basmda-biliyor.html' title='Son hazırlıklar!'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S-WqrsQW9xI/AAAAAAAAAFw/eX956-lAH4c/s72-c/IMG_0521.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8340071647240877538</id><published>2010-05-04T23:56:00.002+03:00</published><updated>2010-05-05T00:01:01.619+03:00</updated><title type='text'>Tatil'e 5 kala...</title><content type='html'>Tatile 5 kala aklım önden gidiyor, zıplaya zıplaya, hatta çoktan kaçmış olabilir!&lt;br /&gt;Tatil şarkımı buldum.&lt;br /&gt;Cuma akşamı işyerinin kapısından çıktığımda bunu mümkün olan en yüksek seste dinleyerek koşacağım, koşarak uzaklaşacağım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A wonderworld so far away&lt;br /&gt;A land of dreams - how could we find the way&lt;br /&gt;Oh, just this hope let us survive&lt;br /&gt;To bide the days - to get through this live&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Come and take my hand&lt;br /&gt;And You will understand&lt;br /&gt;That I promise you the never-never land&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Get out, get out... get over to the wonderworld&lt;br /&gt;Get out, get out and take my invitation&lt;br /&gt;I don't belive you will find a better world&lt;br /&gt;I wanna be the one who takes you to the sun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;To feel the happiness - we need to be sad&lt;br /&gt;To know whats good - we have to feel bad&lt;br /&gt;The balance of our life is strong&lt;br /&gt;We're living in between what's right and wrong&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Come and take my hand&lt;br /&gt;Searching till the end&lt;br /&gt;And I'll promise you the never-never land&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Get out, get out... get over to the wonderworld&lt;br /&gt;Get out, get out and take my invitation&lt;br /&gt;I don't belive you will find a better world&lt;br /&gt;I wanna be the one who takes you to the sun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Why don't you take my - my invitation?&lt;br /&gt;Why don't you want to get out, get out...?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Get out, get out... get over to the wonderworld&lt;br /&gt;Get out, get out and take my invitation&lt;br /&gt;I don't belive you will find a better world&lt;br /&gt;I wanna be the one who takes you to the sun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8340071647240877538?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8340071647240877538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8340071647240877538' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8340071647240877538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8340071647240877538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/05/tatile-5-kala.html' title='Tatil&apos;e 5 kala...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8456308209962168117</id><published>2010-05-04T23:48:00.002+03:00</published><updated>2010-05-04T23:55:43.490+03:00</updated><title type='text'>FOTO!</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Beyoğlu’nun, üst üste yığılmış arka sokaklarından birindeki Sait Efendi Apartmanı sakinlerinin en heyecan verici konuşmalarında hep o adam geçiyordu. Hayalgücü eksikliğinden yoksun apartman sakinlerini bile çılgın senoryolara götürüyordu onun varlığı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;“Bu adam kesin büyücü, ismi de bir garip zaten!”, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;“Biliyor musunuz hiç ekmekten başka bir şey alırken görmedim ben onu”, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;“Evet evet!&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Ben de görmedim, bazen de su alır. O eski, kırık dökük fotoğraf makinesini de hiç çıkarmıyor boynundan”, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;“Kim bilir ne kadar pistir evi, hem kaç yaşında kuzum bu adam? ” ,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;“Susun, susun geliyor işte! Büyü falan yapar şimdi bize de”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;______&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Adam, apartmana doğru kafasını kaldırır ve kendisi hakkında konuştuklarına emin olduğu kadınları görür. Gülümsemeden yoksun binbir kırışıklıkla dolu yüzünü tekrar mermer merdivenlere indirir ve kendi katına doğru tırmanmaya başlar merdivenleri. 1,2,3... 48....61.. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Dairesine girer, her şeyin üzerine kapısını kapar. Tek oda ve tuvaletten oluşan dairesine şöyle bir göz gezdirir. Camın sağ yanında, odanın köşesine yaslanmış, demirlerinden pas dökülen, beyaz çarşafları griye dönmüş bir yatak, camın sol yanında, yatağın karşısında, bir ayağı diğerlerinden kısa, üstü muşamba ile örtülü tahta bir masa, masanın üzerinde ekmek kırıntıları. Kapının hemen yanında, esneye esneye kimliğini kaybetmiş bir dolap ve odanın tek boş duvarında, duvarın yarısını kaplayan, pirinç çerçeveli, pırıl pırıl sırlanmış, üzerinde tek bir leke olmayan ayna.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Boynundaki fotoğraf makinasını çıkarıp masaya koyar adam, ekmek kırıklarının üzerine. Sonra hem giyecekleri, hem filmleri, hem resimleri, hem de ekmek ve suyu için kullandığı dolaba gider ve bir parça ekmek ile bir tas su çıkarır. Masasında, fotoğraf makinasının hemen yanında, tastaki suda ekmekleri ıslayarak akşam yemeğini yer. Ekmek ve sudan başka hiçbir şey yemez... Eksik beslenmeden oluşan ayaklarındaki ve karnındaki kocaman şişlikleri, bol bir pantolon ve dizlerine dek uzanan bir tunik giyerek kapar adam. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Yemeğini de yedikten sonra, bir ayine gider gibi sırlı aynanın karşısına geçer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;“ Ben Bhaal, yaratılışın fotoğrafçısı. Bugün de senin için çalıştım. Bugün de ekmek ve su yedim! ” Aynada yansıyan yüzüne bakar, yüzündeki binbir kırışıklığa ve aşağı sarkmış dudaklarına, tilkininki gibi küçük, keskin ve sinsi gözlerine bakar ve tekrarlar “Bugün de senin için çalıştı yaratılışın fotoğrafçısı. “&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;“İşte her şey bu çantanın içinde...” Boynundan uyurken bile çıkarmadığı çantasını okşar bin yıllık elleriyle. “Biliyorum, aynı şeyi her gün hatırlatmana gerek yok! Unutma, fotoğrafları ben çekerim, benim fotoğrafım çekilemez!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Kaşlarını çatar Bhaal! Onlarca daha kırışık eklenir yüzüne, gözleri daha da bir küçülür. Boynunu ileri doğru uzatarak aynayı bakışlarıyla kırmak istermişçesine, burnu değene dek yaklaşır ve tekrarlar “Ben Bhaal’ım dedim sana!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Ayin sarhoşluğunu üzerinden atamadan yatağına doğru gider, onu büyücü sandıkları için çocukların taşladıklar cama bakar. Kılıç gibi sivrilmiş cam kalıntılarının üzerine yapıştırdığı naylonu biraz daha sıkılaştırır. Yeni iş gününe hazır olabilmek için uykuya dalar Bhaal. Ne giyeceklerini çıkarır, ne boynundaki çantasını.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;___&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Sabah ezanının bitiminde hemen uyanır adam. Milyonlarca yıl önce yaratılışın gerçekleştiği bu kutsal zamanın bir ezan sesi ile bozulmasına tahammül edemez çünkü. Uykusunu ona göre ayarlar ve ezan bittiği anda uyanır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Adam yine dolabına gider, bir parça ekmek ile bir tas su çıkararak kahvaltısını eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Akşamdan masanın üzerinde kalan fotoğraf makinasına yeni filmler takarak boynuna geçirir, çantasının hemen üzerine yaslar. Ayin saygınlığına bürünerek aynanın karşısına geçer, bir süre yüzünü inceledikten sonra “Yaratılışın fotoğraflarını çekmeye gidiyorum senin için...” der sakince.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;___&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Beyoğlu sokaklarında dolaşmaya başlar, ufacık tilki gözleri delercesine her hareketin üzerinden geçer, her devinimi yakalamaya çalışır. Yürüyen, kımıl kımıl, solucanlara benzeyen kalabalık omuzlarına çarpar ama hissetmez adam. Devamlı arar, devamlı sorgular, devamlı inceler. Uygun anın gelmesini, uygun resmin önünde durmasını bekler. Uygunluk ölçüsünün ne olduğunu bilmeksizin, hissedebilmeyi umar. Doğru hissettiğini sanıp, hata yaptığı da olmuştu ama aramaya devam eder. Usanmaz…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ansızın Taksim Parkı’na kadar yürümüş olduğunu fark eder, kaderciliğe özgü bir kaş hareketiyle parka doğru ilerler. Az ileride, bir ağacın altındaki gölgeliğe oturmuş esmer güzeli genç kızı görür. Adama göre çok kalın bir kitabı okumaktadır kız. Kitabın sonlarına yaklaştığını fark eder Bhaal. Okumayı hiç öğrenmedi, zaman kaybı olarak bakıyordu okumak eylemine, çünkü o Bhaal’dı istediğindi alabilirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Kıza doğru biraz yaklaşınca, fotoğraf makinasını kaldırıp kızı merceğin ortasına kadar getirir ve küçük bir deklanşör sesi. klik!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;___&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ağacın yanında oturup, kitap okumakta olan kızın yanına bir arkadaşı gelir; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Biraz geciktim galiba özür dilerim Sinem.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Önemli değil...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ne okuyorsun ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Esmer kız boş gözlerini arkadaşının yüzüne diker bir müddet, ardından elindeki kitaba bakar yeni fark etmişçesine, sonra yine arkadaşına döner, ve tekrar kitaba... Kitabın kapağını çevirir, Karamazov Kardeşler / Dostoyevski.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Bilmem benim değil. Sanırım burada buldum, oyalanmak için şöyle bir göz attım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ama sonuna gelmişsin neredeyse, hem ben bu kitabı iki haftadır görüyorum elinde!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Neyse canım, ben hatırlamıyorum öyle bir şey. Hadi sinemaya gidelim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Kitabı ağacın gölgeliğine bırakarak yollarına devam ederler....&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;___&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Bhaal yürümektedir, arayan, doymaz bakışlarını etrafa başıboş salarak. Bir yandan da söylenir kendi kendine “ Dostoyevski güzel yazmış ama bu din konusuna çok takılmış kanımca, bu çocuklarda zaman harcayıp bunu okuyorlar işte! Dostoyevski’yle tanışma fırsatını kaçırmasaymışım keşke ama o zaman sıradan, sefil bir üniversite öğrencisiydi. Bense Bhaal’ım.“&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Yürüme yönünü geriye doğru çevirerek devam eder aramaya. Bugün iyi iş çıkarması gerektiği inancındadır. Aynanın karşısında utanmak istemez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;İstiklal Caddesi’nin girişinde bir araya toplanmış üç beş insan dikkatini çeker. Kalabalığın yarattığı “Ne oldu acaba” merakına yenilerek, üç beş kişinin yanında altıncı olur. Kalabalığın nedeninin bir sokak ressamı olduğunu görür. Ressamın yanında, duvara dayanmış, yeteneğini ispat etmek için sergilenen resimleri seyreder. Resimlerin sağ alt köşesindeki imzaya takılır; “Sermet Kırım”. Ressamın karşısında, alçacık bir tabureye tünemiş genç bir adam portresini çizdirmektedir. Bir Kont’muşçasına, çenesi havada kıpırtısız durmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ve Bhaal’ın objektifine ressam yerleşir bu kez, yine aynı deklanşör sesi. Klik! Resim çekilmiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;__&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;İşte resminizde bitti delikanlı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Delikanlı resme sanat eleştirmeni gözleriyle keskin bir bakış atar, -hiç anlamadığı her halinden belli- benzeme ölçütüne göre bir değerlendirme yaparak; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Çok güzel olmuş teşekkür ederim. Borcum ne kadar?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Elli lira&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;İşte, teşekkürler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Delikanlı gitmek üzereyken geri döner;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Pardon resme niye kendi imzanızı atmadınız ? Burada “Bhaal” diye bir şey yazıyor... Takma adınız mı ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ben öyle bir şey hatırlamıyorum. İyi günler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Delikanlı anlamaz bakışlarla yoluna devam eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;__&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Bhaal avına, arayışına, uzun tuniği arkasından uçuşarak devam eder. İki başarılı işinden sonra kendini biraz daha iyi hissetmeye başlar. Çünkü akşama aynanın karşısında utanmayacaktır. Bir On yedinci yüzyıl marşının melodisini ıslıkla çalmaya başlar. Rehavetin kıyısında olduğunun farkına varmaksızın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;___&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Aynı zamanlarda Tünel’den Taksim’e doğru yürümekte olan ondört-onbeş yaşlarında bir kız çocuğu, boynunda babasının fotoğraf makinası, fotoğrafını çekmeye değer bir şeyler arar. Eğer güzel bir fotoğraf, babasının deyimiyle “sanatsal içerikli” bir şey yakalayabilirse, kendisine de bir makina alacakları umudundadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Taksime doğru yaklaşırken, karşıdan, sallanarak yürüyen, yüzü bin bir kırışıklıkla dolu, tilki gözlü, elbise gibi bir tunik giyen adam dikkatini çeker ve fotoğraf konusunu bulduğuna inanır. Sevinç hızla yayılır her yerine. Karşıdan yürüyen adamı objektifinin ortasında tuttuğu an deklanşöre basar. Klik!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Bhaal bir anda fotoğrafının çekilmiş olduğunu fark eder ve düştüğü rehavetin boyutlarını kavramakta zorlanır ve sonuçlarını.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Çılgın bir koşu tutturur evine doğru. Mermer merdivenleri, bu sefer hiç saymadan ikişer, üçer çıkar ve odasının kapısını kırarcasına açar. Hemen aynasının başına koşar ama ayna simsiyahtır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Ve Bhaal öldüğüne inanır...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;___&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Onüç - ondört yaşlarındaki kız çocuğu tunikli adamın kaçışına anlam veremez. Beyoğlu’nda biraz daha dolaştıktan sonra evine döner.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Akşam yemeğine yetişmiştir;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Kızım yemeğini yesene!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Hayır anne, ben ekmek yiyeceğim sadece.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Hanım üzerine gitme çocuğun. Neler yaptın bugün anlat bakalım babana.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Kız babasının gülümseyen yüzüne sevecenlikle bakar ve babasının fotoğraf makinasını kullandığını söylemenin tam zamanı olduğuna karar verir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Senin fotoğraf makinanla, fotoğraf çektim bir tane babacığım, çok garip bir adamın fotoğrafı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Bir bakarız nasıl bir şeymiş, başka ne yaptın ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler adlı kitabını okudum ve bir delikanlının karakalem ile portresini yaptım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Bak şimdi! Yalan söylemek yasaktı, bu konuda anlaşmıştık, bunları sen yapmış olamazsın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Kız elindeki ekmek parçasını su bardağındaki suya batırıp yemesinin ardından buz gibi bir ifade ile babasıba döner;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.75in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Century Gothic&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Yapabilirim tabii ki! İstediğim her şeyi yapabilirim babacığım. Ben Bhaal’ım çünkü!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;"&lt;span style="font-family: georgia;font-size:100%;" &gt;2008&lt;/span&gt;"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8456308209962168117?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8456308209962168117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8456308209962168117' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8456308209962168117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8456308209962168117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/05/foto.html' title='FOTO!'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-187944217277445611</id><published>2010-04-18T21:25:00.007+03:00</published><updated>2010-04-18T21:35:05.386+03:00</updated><title type='text'>3 Hafta Sonra Şurada Olacağım:</title><content type='html'>Tatile 3 kala... 20 gün kendimi kaybetmeye gidiyorum... 3 hafta sonra yollardayız yine... (Şükürler olsun!) Şurada olacağım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPIsTO83I/AAAAAAAAAEw/5ZWgoW8doPc/s1600/china-hong-kong.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 256px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPIsTO83I/AAAAAAAAAEw/5ZWgoW8doPc/s320/china-hong-kong.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461545983866237810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPVX5czFI/AAAAAAAAAE4/CSJTMXcRe48/s1600/100_0316.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPVX5czFI/AAAAAAAAAE4/CSJTMXcRe48/s320/100_0316.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461546201727683666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tQku3nIBI/AAAAAAAAAFQ/sY4GUx2k5qw/s1600/giant-buddha.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tQku3nIBI/AAAAAAAAAFQ/sY4GUx2k5qw/s320/giant-buddha.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461547565103652882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPb3cw6DI/AAAAAAAAAFA/Q0F-XW5927w/s1600/53.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 210px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPb3cw6DI/AAAAAAAAAFA/Q0F-XW5927w/s320/53.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461546313276516402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-187944217277445611?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/187944217277445611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=187944217277445611' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/187944217277445611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/187944217277445611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/04/3-hafta-sonra-surada-olacagm.html' title='3 Hafta Sonra Şurada Olacağım:'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/S8tPIsTO83I/AAAAAAAAAEw/5ZWgoW8doPc/s72-c/china-hong-kong.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-1066997155474281970</id><published>2010-02-28T20:28:00.002+02:00</published><updated>2010-02-28T20:52:05.003+02:00</updated><title type='text'>Mobbing ?</title><content type='html'>Mobbing pek moda bir terim oldu. İş hayatında iki fırça yiyen kendini bir mobbing mağduru olarak herkese anlatma çabasında. İlkokulda yeni öğrenilen kelimenin cümle içinde kullanılmasına benziyor bu durum. İş hayatımın pek bilmiş burnu havada insanları yeni bir kelime öğrendi, sürekli cümle içinde kullanmaya çalışıyor. Pek harikulade, devam edin güzelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İş hayatı" zaten bir savaş alanı, savaş alanındaki kurallar da öyle pek sarılalım huzur bulalım, birbirimizi sevelim, sevişelim kıvamında olmamıştır ki hiçbir zaman. Neyse sivilleşmiş gibi davranan bir insan olarak doğru modu kaçırmamak lazım. Evet evet Allah muhafaza ne mobbing'i dağlara taşlara, şeytan kulağına... Kimse sıkıntı çekmesin böyle bir şeyden. Böyle yeni bir dert, dermanı da yok üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şunu düşünelim mesela, iş hayatında bir insan ne kadar zamanda salak yapılır ? Gördüm örneklerini, kişisine bağlı olarak pek kısa zamanda da olabiliyor, birazcık zaman da alabiliyor ama nihayetinde bir insanı salak olduğuna inandırmak aslında o kadar da zor değildir iş hayatında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya bir insanı korkulara boğmak, gecesini gündüzüne korku bulaştımak ne kadar zordur? Bu hiç de zor değildir, hatta ve hatta en kolayıdır. İş hayatında güç dengeleri böyle korunur zaten yüzyıllardır. Kapitalizmin yükselişini de unutmamak lazım. Mobbing öyle trend bir kelimedir ki, benim havalı penguenlerim cümle içinde kullanırken başları döner ama zaten mobbing içindeki rollerini sözleşmeleri ile çoktan imzalamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela bir insana, aslında ellerinin olmadığı ve elleri yerinde gördüğü o uzantıların aslında malesef işlevsiz olduğuna inandırılabilir mi?Ve inanan insanın beyni o ellere emir sinyali gönderemez olur mu? Evet, bu beynin formatlanabildiğinin belki de en çarpıcı ispatını getiren deneylerden biridir. İş hayatında da insancıklar denklemin değişkenlerinin alması gerektiği değerlere göre formatlanırlar. Biz buna yine de Mobbing diyelim. Havalı olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl daha havalı bir şey söyleyeyim ben şimdi:"mors certa, vita incerta" (*)... Bugün akıllı olan yarın salak olur, bugün pek korkusuz olan yarın köşelere sığınacak yer arar, bugün dağlara çıkan biraz sonra ana karnına dönmek ister, zaten hayat da böyle pek eğlencelidir. Velhasıl, benim pek akıllı plaza penguenlerim, "vita incerta"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;* ölümde kesinlik vardır ama hayatta yoktur olarak tercüme edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-1066997155474281970?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/1066997155474281970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=1066997155474281970' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1066997155474281970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1066997155474281970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/02/mobbing.html' title='Mobbing ?'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-2793182566850507340</id><published>2010-02-28T20:08:00.002+02:00</published><updated>2010-02-28T20:14:42.165+02:00</updated><title type='text'>Tatil'e Az Kala...</title><content type='html'>Tatil zamanına az kaldı. Tatile gitmek kadar öncesi de keyifli. Gidecek yere karar vermek, aramak araştırmak, çalışmak hazırlanmak... Başlamak lazım. "Tatil" niyeti ile evden çıktığımızda nereye gidiyor olacağımızı çok merak ediyorum. O günü ihtimallerle kafamda canlandırmaya çalışıyorum. Az kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıralar işten kurtaramadığım bu akılsız kafamı, asıl önemli olan tatil hazırlık işlerine veremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya olabilir...&lt;br /&gt;Kenya olabilir...&lt;br /&gt;Hırvatistan olabilir...&lt;br /&gt;Kuzey denizleri ve çevresi olabilir...&lt;br /&gt;Orta  Avrupa olabilir...&lt;br /&gt;Brezilya olabilir...&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmak lazım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-2793182566850507340?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/2793182566850507340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=2793182566850507340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/2793182566850507340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/2793182566850507340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2010/02/tatile-az-kala.html' title='Tatil&apos;e Az Kala...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-2285967805291084211</id><published>2009-11-29T16:23:00.002+02:00</published><updated>2009-11-29T17:09:46.509+02:00</updated><title type='text'>Nerede o eski bayramlar azizim!</title><content type='html'>Hı? Nerede ? Var mı ki öyle bir şey? Yani eskiden bayramlar muhteşemdi, nitelikliydi, geleneklere adetlere gark olunuyordu ve yaşanan o huşu bir sonraki bayrama kadar pek özleniyordu, öyle mi? Hiç sanmıyorum. Bayramlar kadar mutluluk ve manevi birikim yönünden şişirilmiş sahte bir "özel" gün daha var mı bilemiyorum... (Belki evlilik yıldönümleri buna bir örnek daha olabilir)... Artık "O eski bayramlar... " ile başlayacak cümleleri kurabilecek yaşa geldiğime göre başlayayım bari değil mi? Yeni nesillere birilerinin de doğruyu söylemesi lazım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evladım, eski ile bugün arasında hiç bir fark yok, eskiden de ellerini yıkayıp yıkamadığına emin olamadığın bir sürü insanın elini öpüyordun, bugün de. O zamanlar da birileri yanaklarını sıkmaya çalışırdı. Eskiden de her çaldığın kapıdan para çıkmazdı. Hatta kapıya gelen çocuk ile misafirliğe gelenlere verilecek şekerin bile kalitesi farklı olurdu bazen. Yine bayramlıklarını akşama kadar maymuna çevirdiğin için fırça yerdin. Yine bir sürü büyük insan hiç hoşlanmadığın halde saçlarını karıştırırdı. Yine bir odada oturan kişi sayısı kadar "sen nasılsın evladım?" sorusu sorulurdu ve hepsine de aynı cevabı verirdin. "İyiyim teyze saolun", "iyiyim bilmem kim, teşekkür ederim". Veya o anlık "salak" olmayı seçer ayaklarına bakan mal bir çocuk olurdun ki en akıllıca hareketti bu aslında. Bayram gezmelerinden yaşanan baygınlıklar ve anne-baba kavgaları o zaman da vardı. Bayramdan önceki günün sabahında da banyo yapmış olsan, arife gününün akşamı bayram banyosu yapılmak zorundaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramlar çocukların salak neşesinden başka birşey olmazdı aslında, o neşe de çocukların salıverilmelerinden sonra sokakta başlardı. Zaten iki şeker, iki kuruş ile kandırılmış çocuk bayram olmasa da o günü bayram gibi yaşar. Aman çocuklarımız pek bir şendi, masalının maliyeti de 2 şeker 2 kuruştur bu durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi "nerede o eski bayramlar" diyen büyüklerimiz de aslında bu ilüzyonu yaşatmakla mükellef atalar oldukları için bu cümleyi kurarlar. Orta halli her aile için bayramın gelmesi bir stres ortamı mutlaka yaratmıştır, yaratır. Çünkü elalem lafın suyunu çıkarmasın diye en azından çocuklara ayakkabı almak gerekir, giyecekler belki dikilebilir ama dikilemezse de alınması gerekir. Evde bir şekerdi, çikolataydı olması mutlaka gereklidir gelenler için. Gelen akraba çocukları için de ufak tefek hediyeler veya para ayarlanması lazımdır. Neresinden baksan ev ekonomisini sarsan birşeydir bayram. Ve bugün "ahh ahh nerede o eski bayramlar" diyenler o günleri hatırlamazlar, bugün bunları yaşayan aileleri umursamazlar, o bayramın köpürtülmüş sahteliğinin sönmemesine uğraşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl o eski bayramlar, tam da buradadır bir yere gitmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban Bayramları ise tamamen ayrı bir soğukkanlılıkla yazılması gereken, insanın içindeki "kafa atma" duygusunu sürekli açığa çıkaran olaylara konukluk eden "özel" günlerdendir. Ayrıca "kurban" etmek olayında bayram edecek bir durum da yoktur. Dini görevini yapan da  ağırbaşlılıkla adam gibi yapsın, dininin istediği sosyal adalete hizmet etmeyi becerebilsin bari de onca katledilen hayvan boşuna ziyan olmasınlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan bayramların tatil olması iyi bir şeydir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-2285967805291084211?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/2285967805291084211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=2285967805291084211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/2285967805291084211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/2285967805291084211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/11/nerede-o-eski-bayramlar-azizim.html' title='Nerede o eski bayramlar azizim!'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-4279774442379873339</id><published>2009-10-29T21:31:00.003+02:00</published><updated>2009-10-29T21:55:42.058+02:00</updated><title type='text'>Kafes!</title><content type='html'>"...Sırtını sıkı sıkı dayadığı yerden yüzüne yapış yapış düşmüş yağlı, pislik içindeki saçlarının arasından simsiyah gözleri ile etrafını izliyordu. Sakindi. Sakin gözüküyordu. İnce ince ama sık soluk alması aslında gözüktüğü kadar sakin olmayabileceğinin işaretiydi ama kimsenin işaretlerle ilgilenelecek isteği, isteği olsa da kapasitesi yoktu zaten. Herkes parmaklıklara belli mesafede durmuş, yaklaşmaya çekinerek saçlar arasından gözüken simsiyah gözlere bakıyorlardı. Yere yapışmış tırnaklara, yay gibi gerilmiş kaslara... Sırtını dayadığı parmaklıların ardında kimse olmadığını biliyordu, olanların hepsi karşısındaydı. Ateş gibi büyüyordu, saldırmak için yavaş yavaş büyüyordu... Ama saldıramazdı. Ne kadar da çok, ne kadar da ölesiye istese saldıramazdı. Parmaklıklar keserdi. Ulaşamazdı. Isıramazdı. Tırmalayamazdı. Parçalayamazdı....."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm olmadığını bilerek çözüm olur umuduyla konuşmak, çabalamak, dinletmeye çalışmak, tekrar denemek, tekrar tekrar denemek, saldırmak. Öfke. Isıramamak. Tırmalayamamak.. Etrafımızda demir parmaklıklardan çok daha güçlü bir şey var. Çarptığımız zaman çok daha fazla hasara sebep olan. Kıramadıkça daha saldırganlaştıran.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakin olmak lazım. Doğru anı beklemek lazım. Yüzbinlerce derin nefes almak lazım... 10'a kadar değil sonsuza kadar saymak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma filler geldi. Ne güzel hayvanlar. Ne kadar cömert, bağlı, prensipli, kindar, sevecen, akıllı ve güçlü. Ama ne yazık ki alışkanlıklarına ve öğretilere en bağlı varlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SunxW1-TPMI/AAAAAAAAAEo/2qkzD1hpNDA/s1600-h/106_0669.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SunxW1-TPMI/AAAAAAAAAEo/2qkzD1hpNDA/s320/106_0669.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398111003128052930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu güzel dev Malezyadaki kampımızdaki genç fillerden biriydi. Ayaklarına bağlı olan zincirler cüsselerine göre çok ince, onları tutacak kadar kalın değiller aslında. Ama öyle eğitilmişler. Daha bebekken çok çok kalın zincirlerle bağlanıyorlarmış. Her koparmaya çalıştıklarında kopramadıklarını görüyorlar ve ayaklarına bağlı olan o şeylerin "koparılamaz" olduğuna ikna oluyorlar. Büyüdüklerinde ise tonlarca olduklarında bile ayaklarında ip kalınlığında bir zincir olsa bile koparmaya çalışmıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakin olmak lazım. Doğru anı beklemek lazım. Yüzbinlerce derin nefes almak lazım... 10'a kadar değil sonsuza kadar saymak lazım. Ve güçlü olmak lazım. Sabırlı sabırlı çalışmak lazım... Ayağımızdan bağlı olduğumuz şeylerin "koparılabilir" olduğunu bildiğimizi tam da tüm şartların kusursuz bir araya gelmesi noktasına kadar saklamak lazım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-4279774442379873339?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/4279774442379873339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=4279774442379873339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4279774442379873339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4279774442379873339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/10/kafes.html' title='Kafes!'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SunxW1-TPMI/AAAAAAAAAEo/2qkzD1hpNDA/s72-c/106_0669.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-577728790452167425</id><published>2009-10-03T14:10:00.002+03:00</published><updated>2009-10-03T14:24:28.226+03:00</updated><title type='text'>Sigara İçmemek...</title><content type='html'>7 ayda sigara içerek sigarayı bıraktım sonunda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart ayında falan kesinlikle sigara içmeyi çok çok seviyordum hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan veya Mayıs ayları içindeydi sanırım, önümüzdeki yıllarda sigarayı bırakmaya karar vermeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran ayı içinde tatile giderken belirsiz bir zaman sonra sigarayı bırakmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz, Ağustos aylarında kararlarımdan vazgeçtim zaten karar bile sayılmazlardı, sigara içmeyi keyifli bulmaya devam ettim. Hatta çok sevdiğim arkadaşımla biralarımızı içerken, arkadaşım sigarayı bırakmak için aksiyon planlarını anlatırken, ben hiç de öyle sigarayı bırakmak gibi aşırı düşüncelerim olmadığını söylemiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül ayında spor antrenmanlarımı düzensiz olmaktan kurtarıp, düzenli hale getirdim. Çünkü hem kondisyon hem teknik kaybediyordum. İkinci veya üçüncü antrenmanımın sonunda nefesim kesilip yerde yüzükoyun yatarken ve nefessizlikten rezil bir şekilde ağzımın suyu akarken, tekrar düşündüm ve sigarayı bırakmaya karar vermeye değil, sigarayı hemen o anda pat diye bırakmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün pat diye sigara içmemeye başladım. Evet ben artık sigara içmiyorum. 15 gün oldu neredeyse, 1 kere bile yokluğunu hissetmedim. Kilo da almıyorum, deli gibi spor yapıyorum. Ve sigara içmeden yaşamayı pek sevdim. Bir hayli iş yükü yaratıyormuş meğerse sigara içmek. Her sigara içmek için 5 dk zaman ayırsam, günde 15 sigara içsem 1 saatten fazla zaman ayırmak lazım, düzenli olarak sigara satın almak lazım, gidecein, yemek yiyeceğin yerleri ona göre düşünmen lazım vs vs. Bir de tonlarca para harcaman lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içmeyerek mesela, seneye 1 büyük tatil yerine 2 büyük tatil yapabileceğim. Dünyanın 2 ayrı ucuna gitmek için param olabilecek. Bonus bonus bonus!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-577728790452167425?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/577728790452167425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=577728790452167425' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/577728790452167425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/577728790452167425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/10/sigara-icmemek.html' title='Sigara İçmemek...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-478511039953891230</id><published>2009-07-13T22:44:00.002+03:00</published><updated>2009-07-13T23:36:26.034+03:00</updated><title type='text'>Dere otu, maydanoz, nane ve hayatın anlamı üzerine...</title><content type='html'>Başlık kısmına "Maydanoz" yazarken daha önce ne kadar az "Maydanoz" yazmış olduğumu farkettim. En çok yazılı iletişimi iş yerinde gerçekleştirdiğime göre ve işim otla b.kla olmadığına göre bu gayet de normalmiş aslında. Ayrıca doğru yazıp yazmadığımdan emin olamadım ve TDK'ya gittim baktım, doğru yazmışım. Aynı yerde bu otun Umbelliferae familyasından olduğu yazıyordu, merak ettim bir de bu neymiş diye baktım. Maydanoz nevi otların aile adıymış, ilgimi çekmedi bıraktım. Sonra bu kelimenin aslı pek çok kelimenin atası olan Rumcadan geliyormuş, yani biraz daha geriye doğru gidince latince işte. "Mayntanos"... Bir de kamfor diye bir doğal kimyasal içeriyormuş ki bu da cilde feci bir tazelik getirirmiş. Off kendimden sıkıldım valla. Bana ne ki, ne merak ediyorsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam dokuz sıralarında işten geldikten sonra bir demet maydanoz, bir demet dere otu, bir demet taze soğan, bir demet nane, bir kilo bezelye ve bir kilo taze fasülye ayıklarken hayatın anlamı üzerine düşündüm, genişçe, yavaş yavaş, enine boyuna, sanki o dere otlarına bakarken, bezelyeler kabuklarından zıplayıp yerde bir şeylerin altına yok olmaya doğru giderlerken ilk defa düşünüyormuşum gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve evet hayatın bir anlamı yok. Biyolojik bir beden, bedeni çalıştıran bir mekanizma, beyin denen bu mekanizmanın iç tarafını kaplayan sinir lifleri, sinir liflerinin ucundaki sinir iletkenleri ve aslında emir taşıyıcılar tam da bunlar, kimbilir belki de ruh diye birşey de vardır bir yerlerden bağlı. İşte o kadar. Bu sistem acıkma emrini vermek zorunda ki sistemi ayakta tutacak yakıtı sağlayabilsin, acıkma emrini alınca yiyecek bulmak lazım, ya ekeceksin bekleyeceksin ki çıksın topraktan, ya da gidip satın alacaksın, satın almak için devrimizde takas usulu kalmadığı için çalışacaksın, çalışınca daha çok acıkacaksın, daha çok yakıt için daha çok çalışacaksın... Bu kadar... Bu mekanizmanın ayakta kalması hayatın tek anlamı işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer herşey yan sanayi, bonus (ki ben ölürüm onlar için, gerçi lezzetli bir yemek için de ölürüm ya neyse)... İktisatçılar yıllar önce yırtmışlar kendilerini hayat bu kadar basit arkadaşlar yormayın kendinizi diye. O romantik felsefeler, varlık bilimleri, içsel döngüler, derin hesaplaşmalar, vicdan haritaları falan da bildiğimiz "hikaye"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayıkladığım dere otu, maydanoz, nane, taze soğan, taze fasulye ve bezelyelere daha bir sevgi ile baktım bu ermişlik halinden sonra, canlarım onlar benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu varsayımı temel aldığımda, benim durumum bu varsayımın tam karşı köşesinde. Yine en olmadık yerde. Bu hayatın bonusları için, bu hayatın yan sanayisi için yaşadığımı düşününce, bu amaca bedenime yakıt sağlamak suretiyle dolaylı olarak hizmet ediyor olduklarından ilk başladığımda kafalarını koparır gibi kopardığım yapraklarını daha bir şefkatle yolmaya başladım. Zamanı geldiğinde de şefkatle yiyeceğim onları ve gelecekteki ilk tatilimde saygı ile anacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demiş "Quidquid latine dictum sit, altum viditur", bu değil tabii ki... Bu latincenin belki de haklı ukalalığını anlatan pek güzel bir cümle. "Latince edilen kelam kulağa pek derin, havalı gelir" minvalinde... Ama söyleyeceğim bu değildi, şuydu "Nosce Te Ipsum" veya "Temet Nosce"... Bir kaç demet bana kendimi bildirdi diyebilir miyim? Şu çıkarımla hayatıma devam edebilir miyim mesela "Ve aslında insan biyolojik bir varlıktan ibarettir ve yaşadıkları, yaşayacakları, yaşama ihtimalleri olan her varyasyon aslında yaşanmıştır, yaşanıyordur veya yaşancaktır, dolayısı ile insan varlığı aslında bin değil, birdir, özel değildir geneldir. Ve fakat bazı insan varlıkları vardır ki hedefi şaşırmış hayatın oyuncakları ile eğlenmektedir, karanlıkları ile heyecanlanmaktadır, tüm pırıltılarının peşinden koşmaktadır, ayak izlerini diğerlerinin izlerinden götürmemekte inat etmektedir, ve muhtemelen sağlam bir çelme yiyecektir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke bu kadar kolay olsa da ne olduğumu anlayıp bir huzur bulsak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar tüm yazılanlar oyundu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam şimdi ciddi bir şey söyleyeceğim; "Ve aslında kendinden en çok korkan, en çok kendini bilendir"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-478511039953891230?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/478511039953891230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=478511039953891230' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/478511039953891230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/478511039953891230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/07/dere-otu-maydanoz-nane-ve-hayatn-anlam.html' title='Dere otu, maydanoz, nane ve hayatın anlamı üzerine...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7195037520809315610</id><published>2009-07-12T01:06:00.002+03:00</published><updated>2009-07-12T01:09:16.060+03:00</updated><title type='text'>.</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Niye orada olduğunu bilmeden oturuyor. Sinirli olması gerekir ama sanki rahatlamış gibi, bir yandan da rahatlamış olmanın vicdanına verdiği ağırlığı sorguluyor, sorgularken dokunmaması gereken yerlerden uzak durmaya çalışıyor, o çizgelere basmaması gerekiyor, tuzakları biliyor, bilerek ve çok dikkatli olarak yaşaş yavaş ilerlemeye çalışıyor, kucağında birlştirdiği ellerinin hafifçe titremesinden tehlikede olduğunu anlıyor ama tehtidin tadındaki o yumuşak ve insanın damağında daha fazlasını istetecek aromayı hayal ediyor, gülümsüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Köşede kendini karanlığa saklamaya çalışan adam koca bedenini iki duvarın arasındaki gölgeliğe sığdırmaya çalışıyor, olmuyor, küçülmeye çalışıyor. Bir yandan da ellerini kucağında kavuşturmuş oturan kadını seyrediyor, inceliyor, kendi niye orada olduğunu bilmediği için ipucunu kadında arıyor. Kadın konuşmuyor, iri gözleri kucağında kavuşturduğu ellerinin üzerinden bir noktaya bakıyor. Adam da o noktaya bakıyor, ama görebilecği hiçbirşey yok. Kediler böyle yapar diye düşünüyor adam, hiçbirşey olmayan bir noktaya orada birşey olduğundan emin bir ifadeyle bakarlar ve aslında orada mutlaka birşey vardır. Kadının siyah gözlerindeki ışık hafif karanlıkta bile belli olabiliyor diye içinden geçiriyor adam... Ansızın kadının gözlerindeki ışığın dalgalanmaya başladığını görüyor, doğaüstü bir şekilde ışık gözlerinin içine doğru çekiliyor veya karanlık dışarı taşıyor... Adam iki duvarın gölgesine daha da sıkışmaya çalışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Kadın gülümsüyor, gülümsediğinin farkında olmadan. Daha birkaç saat önce işinden çıkmıştı, yolda her zamanki gibi hızlı hızlı yürüyerek minibüs durağına gitmeye çalışıyordu. Bir günü daha atlattığı için mutluydu. Üstelik minibüste de kimseler yoktu... Anlaşılmadan bu günü de atlattığı için kendi kendini kutluyordu. Bu sosyal oyunun bir parçası olarak performans gösterebildiği için, farkedilmediği için. Sonunda evine kaçabilme zamanı gelmişti. Fakat sonra bir anda kendisini bu odada buluvermişti. Odada olmak yakalandığı anlamına geliyordu aslında. Ve dolayısı ile sinirli olması gerekirken sanki rahatlamıştı... Bu sosyal oyunun denetçileri zaten çok yakında fark edeceklerdi. Bu düşüncelerden sıyrılıp kendi içinden büyüyen tehdite yoğunlaşması gerekiyordu ama karşı duvarın gölgesine sığınmış adam dikkatini dağıttı, dikkatinin dağılması ensesinin üst kısmında keskin bir acıya sebep olduğunda hatasını anladı. Yanlış çizgiye basmıştı vicadınına gizlice eziyet ederken işte, yanlış çizgiye basmıştı. İçinden yükselen korkuyu bastırmaya çalışmak için tırnaklarını gizlice avucunun içine bastırdı, bedendeki bir acı durumunda beynin bedenin tüm fonksiyonunu, tüm askerlerini oraya yönlendireceğini biliyordu. Böylece “korku” için enerji kaynağı kalmayacaktı. Bunu çok küçükken öğrenmişti. Beğenmediğin bir acıyı veya duyguyu kendi tercih ettiğinle değiştirdiğin anda seçilmiş acıyı yaşama özgürlüğünü kendisine vermiş oluyordu ki aslında bu tıpta ismini hatırlayamadığı bir psikiyatrik hastalığa işaret ediyordu, hiç de umurunda değildi zaten. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Adam kadının ellerinden sızan kan damlalarını izliyordu, kadının farkında olmadığı. Ama adam kadının kendisinden daha fazla şey bildiği konusunda emindi, özellikle niye bu odada oldukları konusunda. Bu konuda hiçbir açıklaması olmayan adam en son arkadaşları ile evinde toplanmış bir şarap açmışlardı. Sevgilisinin hırçınlıklarından bıktığı ve kendini ondan kaçırmak istediği anda arkadaşları aramışlardı. Arkadaşları ile şaraplarını içerken Noir Desir çalıyordu, pürüzsüz bir Fransızca ile “herşey yok olacak ama rüzgar bizi taşıyacak” sözleri bir anda dikkatini çekmişti. Fransızcayı hiç sevmediği gibi Noir Desir’in söylediği tarzda müziklerden de hiç hoşlanmazdı. Şarkının sözlerini dinliyordu. Sokağa çıkmaya ihtiyacı vardı. Denize ihtiyacı vardı, suya anlatması gerekiyordu birşeyler, su alıp taşıyıp götürecekti nasıl olsa. En son sokağa çıkmıştı. Fakat sonra bir anda bu odadaydı işte...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Kadın “herşey yok olacak ama rüzgar bizi taşıyacak” sözleri ile irkildi ve avucunda biriken kan damlalarını gördüğünde içinde taşıdığı korkunun ne kadar büyük olduğunu o an fark etti, o anda korkmuyordu ama ne kadar acıya mal olmuştu, işte bedeli kadar büyüktü demek ki. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Kapı açıldı, ellerinde fenerleri ile gürültülü gürültülü konuşan adamlar hızlı adımlarla içeri girdiler, ellerindeki fenerlerle defalarca kadına ve adama baktılar, sözleri anlaşılmıyordu, ne kadın ne adam cevap veremiyorlardı. Kollarından çekilerek kaldırılmaya çalışan adam ve kadın birbirlerine bakmaya çalışıyorlardı. Umutsuzca. Kadın ellerini açamıyordu, kanları yer aksın istemiyordu, adam ise güvenli gölgesini bırakmak istemiyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Ellerinde fenerler olan gürültücü adamlar kadın ve adamı aldılar. Ve birbirlerini bir daha görmediler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Ertesi gün gazeteler korkunç minibüs kazasından kurtulan 2 kişinin haberlerini büyük gürültüyle anlatmaya başladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Kadın hastahane yatağında o odanın bir minibüs olmadığına doktoru ikna etmeye çalışıyordu. Adam ise başka bir hastahanede o odadaki kadının gerçek olmadığına doktoru ikna etmeye çalışıyordu. Kadın minibüs kazası olsa dahi minibüste sadece kendisinin olduğunu anlatıyor, adam ise minibüse binmediğine yemin ediyordu...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7195037520809315610?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7195037520809315610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7195037520809315610' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7195037520809315610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7195037520809315610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/07/blog-post.html' title='.'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-3375595480103762040</id><published>2009-07-11T23:59:00.002+03:00</published><updated>2009-07-12T00:07:21.797+03:00</updated><title type='text'>Bu Gece Dinlemek İstediklerim;</title><content type='html'>(Angel)&lt;br /&gt;Hello you, little girl, I'm always by your side&lt;br /&gt;Come close - close to me in this night&lt;br /&gt;All the witches and elfs&lt;br /&gt;I have seen by my self&lt;br /&gt;... A long time ago&lt;br /&gt;Some are good, some are bad&lt;br /&gt;You don't have to feel sad&lt;br /&gt;'Cos I'm always with you&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dont look to the eyes of a stranger)&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="txt_1"&gt; Don't know which way to run&lt;br /&gt;You'd better hide yourself&lt;br /&gt;He's getting closer now&lt;br /&gt;You'd better improvise&lt;br /&gt;Just hope you never reach&lt;br /&gt;The point of no return&lt;br /&gt;Could be the last time&lt;br /&gt;You see the light of day&lt;br /&gt;Don't look to the eyes of a stranger&lt;br /&gt;Don't look through the eyes of a fool&lt;br /&gt;Don't look to the eyes of a stranger&lt;br /&gt;Somebody's watching when the night comes down&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Como estais amigos)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Inside the scream is silent&lt;br /&gt;Inside it must remain&lt;br /&gt;No victory and no vanquished&lt;br /&gt;Only horror, only pain&lt;br /&gt;No more tears, no more tears&lt;br /&gt;If we live for a hundred years&lt;br /&gt;Amigos no more tears&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-3375595480103762040?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/3375595480103762040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=3375595480103762040' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/3375595480103762040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/3375595480103762040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/07/bu-gece-dinlemek-istediklerim.html' title='Bu Gece Dinlemek İstediklerim;'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-3155955063728938639</id><published>2009-07-11T23:39:00.003+03:00</published><updated>2009-07-11T23:57:52.753+03:00</updated><title type='text'>1'inci ve 3'üncü Saniye Arasında Düşünülebilenler...</title><content type='html'>- Motorsikletin duruyor mu hala?&lt;br /&gt;- Durmuyor...&lt;br /&gt;- Özlüyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorusu ile ilk saniye...&lt;br /&gt;....hafif rüzgar var, hafif hafif ağaçlı bir yolda gidiyorum, yavaş yavaş, tatlı virajlar var, kaskım yok, sıcak, motordan da sıcak yükseliyor ama umursamıyorum, rüzgar var, sabahın daha çok çok erken vakitleri, daha güneş doğmaya çalışıyor, sağ yanımda Bafa gölü var, duruyorum, bir sigara yakıyorum, ayaklarımı deponun üzerine doğru topluyorum, dirseğimi arka koltuğu dayıyorum, Bafa gölüne güneş doğuyor, sigaram ne lezzetli, ne kadar yorgunum aslında kilometrelerden sonra, ne kadar pisim aslında yolun tüm tozu toprağı üstümde, dizlerim bile sızlıyor, ama Bafa gölüne güneş doğuyor işte....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir saniye daha geçiyor sonra...&lt;br /&gt;....gözümün görebildiği en son noktada hafif bir viraj var, diye düşündüğüm anda virajı dönüyorum, hız... Motorun inanılmaz gürültüsü ve sanki şaseden çıkmak istercesine basınç yapması... olsun bir viraj daha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....gecenin geç vakitleri balkonda oturuyorum, İstinye Bayırı'nda kimse yok, karşımdaki Emirgan Korusuna bakıyorum. Sessizliği delen bir uğultu yaklaşıyor uzaktan, racing tipi bir motor olduğu belli, vtes aralıklarına bakılırsa da 600cc'lik muhtemelen, biraz paslı sesi, yaklaşıyor, bir vites daha atıyor, ses yükseliyor ama bayırın bitmesine çok az var, vites düşürmesi lazım, evet vites düşürmeye başlıyor. gecenin o vakti ben kullanırmışım gibi tüylerim ürperiyor, uykum kaçıyor, yola çıkmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir saniye daha geçiyor...&lt;br /&gt;....boğuluyordum, her yer dar geliyordu veya heryere geniş geliyordum, herşey üzerime doğru kapanıyordu veya ben içten dışa doğru patlamaya başlamıştım. Ama bir an sonra yavaş yavaş yola çıktıktan sonra, rüzgar yavaş yavaş üzerimden geçmeye başladıktan sonra, yavaş yavaş sürat arttıkça... Dünya genişliyor, ferahlıyor, duvarlar eksiliyor, beynim ruhum bedenime sığmaya başlıyor. Tatlı tatlı yayılan adrenalin, huzurla birleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Özlemezmiyim, çok hem de çok özlüyorum ama kendimden korkuyorum, süratten. Yaşlanıyorum sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-3155955063728938639?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/3155955063728938639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=3155955063728938639' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/3155955063728938639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/3155955063728938639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/07/1inci-ve-3uncu-saniye-arasnda.html' title='1&apos;inci ve 3&apos;üncü Saniye Arasında Düşünülebilenler...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-1468909255401811036</id><published>2009-07-11T23:33:00.003+03:00</published><updated>2009-07-11T23:39:10.137+03:00</updated><title type='text'>Seyredilesi bir kısa film...</title><content type='html'>Internetten bir yerlerden edinilebilir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"The Horribly Slow Murderer with the Extremely Inefficient Weapon"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-1468909255401811036?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/1468909255401811036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=1468909255401811036' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1468909255401811036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1468909255401811036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/07/seyredilesi-bir-ksa-film.html' title='Seyredilesi bir kısa film...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8171932477461010872</id><published>2009-06-24T15:56:00.022+03:00</published><updated>2009-06-24T16:44:54.314+03:00</updated><title type='text'>Tatil Bitti.................</title><content type='html'>Tatil bitti. Evimize döndük. Kardeşimle bir cennetteydik. Ama olsun eve dönmek de güzel. Evet evet güzel.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel olarak buradayım, peşpeşe ve toplamı 12 saat olan uçuşlarla uçaklar bedenimi geri getirdi ama ruhumu koparamadılar oradan. Ruhum bedenime bir yerden bağlıysa şu anda 6-7bin kilometre kadar sünmüş durumda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Stephen Kıng'in Insomnia diye bir kitabı vardı. insanların ruhları ensesinden çıkan gümüşümsü bir iple bedenine bağlıydı. O ip kesilince ölüyordu insancıklar. Neyse bu konu değil zaten)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve oradan kopmayacak işte, yapışacak oraya, en kısa zamanda bedenimi de geri götürüp ruhumla kavuşturacağım. Kardeşim araştırmaya başladı bile. Onun da ruhu benim ki kadar sünmüş durumda. Ama olsun eve dönmek de güzel. Evet evet güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off ooofff !!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralardaydım.. Hala oralardayım aslında.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIlmxw-J2I/AAAAAAAAADA/Sd4otnNdcBg/s1600-h/IM000828.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIlmxw-J2I/AAAAAAAAADA/Sd4otnNdcBg/s400/IM000828.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350880655393564514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dev kayaların arasında gizli deniz parçaları. Ufak mağaralar ve kanolarla geçilebilen gizli gizli dışardan görünmeyen yerler. Timsahtan küçük kerkentekeleden hallice suda yüzen yaratıklar. Balıkçı kartallar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkImWfqmT5I/AAAAAAAAADI/VPBothqj5M0/s1600-h/IM000850.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkImWfqmT5I/AAAAAAAAADI/VPBothqj5M0/s400/IM000850.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350881475168718738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her bir dev kayadan dönüşte farklı bir deniz rengi, farklı bir dünya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIm4tlc0FI/AAAAAAAAADQ/Aoaf6atJ9io/s1600-h/IM000860.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIm4tlc0FI/AAAAAAAAADQ/Aoaf6atJ9io/s400/IM000860.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350882063020773458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İşte burası bundan böyle benim dünyadaki cennetimdir. Ruhumun da tam şu anda tırnakları geçirmiş olduğu yerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkInWr05lUI/AAAAAAAAADY/c-_gnFNerME/s1600-h/IM000866.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkInWr05lUI/AAAAAAAAADY/c-_gnFNerME/s400/IM000866.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350882577944778050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu longtail teknelerden de edinmemiz lazım, suların çok sığ olduğu yerlerde çok idealler. Gerektiğinde bir iki medeniyetin olduğu kara parçasına gitmek için durur. Veya sadece yatıp suda sallanmak için bile gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIokY8kmjI/AAAAAAAAADg/m4CA67R8LfQ/s1600-h/IM000871.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIokY8kmjI/AAAAAAAAADg/m4CA67R8LfQ/s400/IM000871.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350883912906480178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu lagun... Bu lagun... Bu langunda yaşasak olur mu mesela? Şu yukarıda longtail'de biz kardeşimle yaşar gideriz değil mi? Olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIpZXxVqOI/AAAAAAAAADo/NjjURHF95no/s1600-h/IM000873.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIpZXxVqOI/AAAAAAAAADo/NjjURHF95no/s400/IM000873.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350884823123994850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Evet evet yaşayabiliriz.... Ama eve dönmek de güzel.... Olsun gideceğiz yine. Değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIp92e3rqI/AAAAAAAAADw/QEMIPTXbxig/s1600-h/IM000887.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIp92e3rqI/AAAAAAAAADw/QEMIPTXbxig/s400/IM000887.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350885449843322530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;En olmadı bu evler de olur... Medeniyet hali de cennet ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIqXrrGwtI/AAAAAAAAAD4/P2RjpvVv1QA/s1600-h/IM000911.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIqXrrGwtI/AAAAAAAAAD4/P2RjpvVv1QA/s400/IM000911.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350885893618451154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Uzun uzun uzun upuzun bembeyaz kumlar... Şap şap zıplarım ben oralarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIrEWfZsWI/AAAAAAAAAEA/584wftxGWjk/s1600-h/IM000940.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIrEWfZsWI/AAAAAAAAAEA/584wftxGWjk/s400/IM000940.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350886661026328930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Oradaki 2 şezlong kardeşimle benim. Oradan ayrılırken sıkı sıkı sarılıp vedalaştık. Çok yakında geri geleceğiz, merak etmeyin dedik. (ama olsun eve dönmek de güzel)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIrosCs83I/AAAAAAAAAEI/bMnddL3zvJY/s1600-h/IM000947.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIrosCs83I/AAAAAAAAAEI/bMnddL3zvJY/s400/IM000947.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350887285286826866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Balıklarım balıklarım. Ne dalış yapmaya gerek var ne de şnorkele. Kedi gibi geliveriyorlar bisküvi yemeye. Yüzlercesi. Renk renk. Buradan sonra nerede dalış yapsan hikaye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIsWhsoWGI/AAAAAAAAAEQ/6djXcV2v2-Q/s1600-h/IM000994.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIsWhsoWGI/AAAAAAAAAEQ/6djXcV2v2-Q/s400/IM000994.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350888072783878242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fırtına geliyor. Gelsin. O da çok güzeldi. Bir anda. Hiçbir belirti yokken. Aniden. Hava fikir değiştiriveriyor. Canı öyle istiyor. Gönlüne göre. Tam bize göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIs60o_c5I/AAAAAAAAAEY/uAuVCsHJH1I/s1600-h/IM000973.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIs60o_c5I/AAAAAAAAAEY/uAuVCsHJH1I/s400/IM000973.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350888696344179602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Junior Jumbo.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkItR3dUfWI/AAAAAAAAAEg/WcpkpIl4MPE/s1600-h/IM000980.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkItR3dUfWI/AAAAAAAAAEg/WcpkpIl4MPE/s400/IM000980.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350889092237524322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu ise bir sanat bence!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman yaa! 3 kuruşluk aklım, ruhum bölünmeden kurtarılmış 1metre kare yeri vardı. O da kalmadı....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun eve dönmek de güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama geri gitmek de güzel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama eve dönmek de güzel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama geri dönmek de pek güzel olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olur olur.......&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8171932477461010872?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8171932477461010872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8171932477461010872' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8171932477461010872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8171932477461010872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/06/tatil-bitti.html' title='Tatil Bitti.................'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/SkIlmxw-J2I/AAAAAAAAADA/Sd4otnNdcBg/s72-c/IM000828.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-5360031390919887709</id><published>2009-06-13T09:25:00.001+03:00</published><updated>2009-06-13T09:28:50.238+03:00</updated><title type='text'>3 hafta bitti! Tatildeyim ! Cook uzaklara gidiyorum:)</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-5360031390919887709?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/5360031390919887709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=5360031390919887709' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5360031390919887709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5360031390919887709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/06/3-hafta-bitti-tatildeyim-cook-uzaklara.html' title='3 hafta bitti! Tatildeyim ! Cook uzaklara gidiyorum:)'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-4007326673866980465</id><published>2009-05-23T20:54:00.006+03:00</published><updated>2009-05-23T21:19:10.539+03:00</updated><title type='text'>Tioman Island....</title><content type='html'>Tatil için araştırma yaparken, insanın "tamam işte burada ölebilirim" dediği yeri buldum... Gidip de bir daha dönülmeyecek yeri buldum sonunda! Ne harika ne güzel, ne güzel, ne çekici bir yer. Aklıma sahip olmam lazım, gidemem oralara, gidersem dönemem, dönersem barınamam, barınırsam aklımın kalan yarısı da yok olur, yazık olur, bölünemem, daha kaça bölüneyim ki, kaç tane daha olayım mesela, o zaman hangi doktor paklar beni, hangi tıp alanının uzmanlığına girerim o zaman acaba.... Yok yok gidemem oralara....&lt;br /&gt;&lt;img src="file:///C:/Users/lg/AppData/Local/Temp/moz-screenshot.jpg" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;Burası ufacık, minicik, milyarlarca ton suyun ortasında bir ada, bir adacık... Pek bir ada. Tam ada. Hani yalınayak, bir şort, bir rengi solmuş yakası sarkmış t-shirt ile yaşanacak bir ada, hani böyle deniz tuzundan saçlarım hafif kırçıl kırçıl olurya, rengi açılır güneşten, gitgide kıvırcıklaşır. Hani saat boyu şnorkel ile yüzersin sonra kıyıya çıkıp öylece yüzükoyun kumlara yatarsın ya, sıcacık, kumlar da karışır saçına.... Sonra gidip bir palmiye gölgesine hafif hafif uyuklamak... İşte tam da orası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burası....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg9g_V4VOI/AAAAAAAAACI/ABmb0CMG6Uo/s1600-h/snork-main.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 196px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg9g_V4VOI/AAAAAAAAACI/ABmb0CMG6Uo/s320/snork-main.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339084995216037090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg9quU9c9I/AAAAAAAAACQ/di8OkV8R0QI/s1600-h/se5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 192px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg9quU9c9I/AAAAAAAAACQ/di8OkV8R0QI/s320/se5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339085162447467474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg902tdFoI/AAAAAAAAACY/Y9cF2OmsgGA/s1600-h/se1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 192px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg902tdFoI/AAAAAAAAACY/Y9cF2OmsgGA/s320/se1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339085336496379522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;15 günlük tatilme sadece 3 hafta kaldı... 3 haftacık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra nerelerde olacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-4007326673866980465?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/4007326673866980465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=4007326673866980465' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4007326673866980465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4007326673866980465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/05/tioman-island.html' title='Tioman Island....'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Shg9g_V4VOI/AAAAAAAAACI/ABmb0CMG6Uo/s72-c/snork-main.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-5734014637207717246</id><published>2009-03-22T23:34:00.004+02:00</published><updated>2009-03-22T23:54:31.928+02:00</updated><title type='text'>Bir Okyanusun 2 Farklı Kıyısından 2 Farklı Çocuk...</title><content type='html'>Trafik... Selden kalan sular, havada tonlarca sivrisinek... Kenarlarda kaldırımlarda yaşayan sayısı milyonlara varan insanlar... Tekerleklerine kadar sulara gömülmüş küçük taksiler, bunaltıcı bir sıcak. Bir taksinin içinde ıslak ve kendi pisliğimizden canımızdan bezmişken, trafikte beklerken, camın vurulmasıyla irkildik. Gözlerinin beyazı hafif sarıya dönmüş ama siyahı pırıl pırıl, elleri kirden kat kat lekeli, üzeri çıplak, ayakları çıplak, utangaç, çok alçak bir sesle "Namaste m'am" diyen bir çocuk, gözlerimizin içine değil, ellerimize çantamıza bakan, birşey vermemizi umud eden, o kaldırımlarda doğan, büyüyen, evlenen, sevişen, doğuran ve ölen milyonlardan sadece 1 tanesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scaw-R0kyaI/AAAAAAAAAB4/oaki1Uj1B_M/s1600-h/IM000923.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scaw-R0kyaI/AAAAAAAAAB4/oaki1Uj1B_M/s320/IM000923.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316130994139744674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aynı okyanusa bakan bir başka ülkenin, şehirden çok çoook çooook uzak bir köyünde, yeni yeni köy olmaya başlamış ufacık bir yerde, ufacık yerin, ufacık kahvesinde soluklanırken, yanımıza elinde kalemle gelip, minik elleriyle kalemi elime tutuşturan ve avucunu açıp dizime koyan, ne dediğinden hiç bir şey anlamadığım bir çocuk... Eline bir şeyler yazıyorum... Öyle şaşkınlıkla, merak ile bakıyor ki.........&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/ScazLoc9O2I/AAAAAAAAACA/oTlKR_ZozWY/s1600-h/106_0665.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/ScazLoc9O2I/AAAAAAAAACA/oTlKR_ZozWY/s320/106_0665.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316133422576253794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-5734014637207717246?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/5734014637207717246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=5734014637207717246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5734014637207717246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5734014637207717246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/03/bir-okyanusun-2-farkl-kysndan-2-farkl.html' title='Bir Okyanusun 2 Farklı Kıyısından 2 Farklı Çocuk...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scaw-R0kyaI/AAAAAAAAAB4/oaki1Uj1B_M/s72-c/IM000923.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8012322442159725698</id><published>2009-03-22T22:24:00.006+02:00</published><updated>2009-03-23T00:03:15.123+02:00</updated><title type='text'>Pantheon...</title><content type='html'>Bazı yerler, bazı yapılar, bazı durumlar ve bazı insanlar çok nadir olarak bende anlatılamazlık hissi uyandırır. Ne dense, nasıl tarif edilse, nasıl nitelendirilse de yetersiz olacakmış, hani tam da o etki, o idrak edilen etki herhangi bir iletişim yolu ile tekrarlanamayacakmış, iletilemeyecekmiş veya canlandırılamayacakmış gibi gelir. Susasım gelir o zaman. O nedenle "etki"yi anlatmaktan kaçarım genelde. Bazen ender anlarda yazma isteğimin kendimi aştığı zamanlarda yazabilirim ancak. Kabiliyetim kısıtında... Bu o anlardan biri değil. Öyle "iyi" anlatamayacağım, "etki"yi de iletemeyeceğim. Üstünkörü bahis ederek geçip gideceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pantheon... İnsanoğlunun Tanrı'lara, gökyüzüne, yıldızlara adadığı en muhteşem yapıtlardan biri. Bir yapının Tanrı'lara adanıyor olması ve adayanın kendini Tanrı'ya adamışlığının derecesi o yapıyı muhteşemliğe ulaştırıyor. Pantheon'un bu muhteşemlikle son haline gelişi, icra eden insanoğlunun Tanrı'ya hediye ediyor oluşundan dolayı insanlık sınırlarını aşması gerektiğinden , belki de yaratılışından öteye uzanma isteği ile kendine yasak olan Tanrı'dan olma benliğine ulaşıyor olduğundandır.  Böylesi bir akıl almaz iş gücü, akıl gücü, tasarım gücü, hayal gücü ve benlik neden aynı yerde bir amaç için bir yapı olarak vuk-u bulsun... Ve bir yapı neden sadece Güneş Tanrısına veya Yunan Tanrılarına değil de "Tüm Tanrı'lara" adansın... Belki de Dünya üzerindeki tek "Tüm Tanrılara" adanan tapınak Phanteon. Birine değil, bir kaçına değil, bir Tanrı'lar klanına değil... Tüm Tanrı'lar adına bu tapınak siz insanoğluna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma'da ayakta duran ve en iyi korunan en eski yapı ve belki de Dünya'da... İlk inşasında ahşap gövdesi bir yangın ile oldukça ciddi hasar görmüş, yok oluyormuş... Hadrian yönetimi sırasında tekrar inşa edilmiş (126 AD). 7. yüzyıldan sonra ise kiliseye çevrilmiş ve hristiyan dünyasının eline geçmiş, bir dönem büyük insanların gömüldüğü bir yer olmuş... Neler görmüş, neler geçirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/ScapF2suE3I/AAAAAAAAABg/zuD98ns0a3I/s1600-h/IM000350.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/ScapF2suE3I/AAAAAAAAABg/zuD98ns0a3I/s320/IM000350.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316122328204972914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(Poz vermiş bu kız evladı ile onun resmini çekmeye çalışan bu insan neden benim resmime girmiş!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pantheon Tanrısallığından ziyade bir mühendislik harikası. O dev gibi kolonlar tek parça ve onlardan onlarca var... Girişte ve içeride, dairesel yapsının etrafı dev kolonlarla çevrili. yapının kubbesinde göğe açılan "Great Eye" var, bu göğe açılan kubbedeki delikten günün öğlen vaktinde giren güneş, yapının tam orta noktasına denk geliyor. Bu göz hiç kapanmıyor, kışın bile. Yağmur, kar, rüzgar içeriye giriyor ama zemine verilmiş çok hafif eğimlerle giren su 1 cm çapındaki minicik gözlerden çok ustaca gizlenmiş deliklere gidiyor... Bir su gölcüğü bile oluşmuyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scar74IKKvI/AAAAAAAAABo/9oSAoO1I5UM/s1600-h/IM000352.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scar74IKKvI/AAAAAAAAABo/9oSAoO1I5UM/s320/IM000352.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316125455324687090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kubbe şu ana kadar dünya üzerinde destekleri olmadan ayakta duran en büyük kubbe. Günümüz teknolojisinde bile aynı malzeme ile aynı büyüklükte desteksiz bir kubbe yapılamıyor. Kubbenin toplam ağırlığı yaklaşık 5,000 tn...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scasad3PdqI/AAAAAAAAABw/NjsRW1IyRW8/s1600-h/IM000356.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/Scasad3PdqI/AAAAAAAAABw/NjsRW1IyRW8/s320/IM000356.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316125980850353826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;(Makinanın attığı tarihte yanlışmış! 08/03/2008 olacaktı!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimar olsaydım, bu sır için orada yatar kalkardım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya olmasam da ben yine orada yaşarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8012322442159725698?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8012322442159725698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8012322442159725698' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8012322442159725698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8012322442159725698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/03/pantheon.html' title='Pantheon...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sfTuAnPJQP0/ScapF2suE3I/AAAAAAAAABg/zuD98ns0a3I/s72-c/IM000350.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-4310052142269407227</id><published>2009-03-14T22:52:00.002+02:00</published><updated>2009-03-14T23:09:09.571+02:00</updated><title type='text'>Toplantı...</title><content type='html'>Yeni bir konu var, raporlar henüz hazır değil, projenin son durumu, personelin hali, senin performansın, onun performansı, diğer bölümün istediği, bir başkasının istemediği, patronun mesajı, mevuct işler, aksiyon planları, aksiyon statüleri, proje problemleri, geciken işler, gecikmeyen işler... Hemen toplantı yapalım... Toplantı ayarlayalım görüşelim... Sonra bir de toplantı notu yazalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplanmayalım artık!!! Yeter !! herkesin işi belli değil mi ? Tamam işlerimizi yapalım. Ne toplanıp duruyoruz devamlı ? Daha ciddi görünmek için mi, daha profesyonel görünmek için mi? toplaşmayın, dağılın, ne kadar çok kafa bir odaya dolarsa o kadar karışıyor herşey, dağılın bir ya! Bir rahat olun, herşey konuşarak çözülmez, boşuna mı yazıldı onca prosedür, boşuna mı konmuş o kadar kural falan? Ya uygularsın, ya uygulamazsın. Nasıl uygulasak veya nasıl uygulamasak diye konşmayın artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık konşmaya tahammülüm kalmadı, oldum olası sevmem tüm toplanma, toplaşma, topluluk faaliyetlerini, bir de ufacık odalar, kapalı kapılar, kapalı camlar. Gören de gizli serviste falan çalışıyoruz sanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapıyoruz sanki, uçak mühendisliği mi, bilim araştırması mı, kansere çare mi arıyoruz, ne ? Öyle sıradan bir iş işte. Binbir çeşit proje, yönet, o kadar, koordine et, raporla, aksilik olmamasını sağla, problemleri çöz, uygulamaya geçir, çalıştığını kontrol et, bitti işte. Methodu belli, yolu belli, çıkabilecek her problem daha önce çıkmış, model çözümü belli. Ne var bu kadar topluluk halinde hareket edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkılıyorum, odalara kapatılmaktan. Resim çiziyorum olmuyor, yazı yazıyorum olmuyor, karikatürler çiziyorum olmuyor, sayılarla oynuyorum, formüller çözüyorum, hatta bazen küçük code'lar yazıyorum olmuyor, kendime yeni alfabeler uyduruyorum olmuyor, zaman geçmiyor, ölüyorum sıkıntıdan, sonra size saldırınca da kızmayacaksınız. Neymiş efendim konsantre olamıyormuşum konuya, konu yok ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağılsın herkes! Toplantı falan yok!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-4310052142269407227?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/4310052142269407227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=4310052142269407227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4310052142269407227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/4310052142269407227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/03/toplant.html' title='Toplantı...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-6559048333883008455</id><published>2009-02-22T20:11:00.002+02:00</published><updated>2009-02-22T20:19:49.491+02:00</updated><title type='text'>Orada...</title><content type='html'>Orada olmak istiyorum. Tam da orada, başka hiçbir yerde değil... Yeşil, parlak yeşil gözüken beyaz suların orada... Ufak dalgalar yapan, hafif rüzgarla tam da orada durmak istiyorum... Beyaz, güneş vurunca gözlerimi açamayacağım kadar beyaz olan kumların üzerinde... Suyun kumların üzerinde uzanabildiği en son noktada durup, çıplak ayaklarımın üzerinden geçmesini, kumların hafif hafif kaymasını istiyorum... Tuzdan, güneşten üstümdekilerin renginin solmasını, aylarca aynı şort ve aynı yakası uzamış, eteği sarkmış t-shirt'ü giymek istiyorum. Deniz suyunun saçımda kurumasından dolayı saçlarımın dolaşmış olmasını istiyorum. Tam da orada olmak istiyorum. Bir kaç ay içinde orada olacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-6559048333883008455?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/6559048333883008455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=6559048333883008455' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6559048333883008455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6559048333883008455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/02/orada.html' title='Orada...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7510372658792780953</id><published>2009-02-22T19:47:00.002+02:00</published><updated>2009-02-22T19:53:28.800+02:00</updated><title type='text'>Çizme dedim!</title><content type='html'>Çok yetenikli bir ressamdı, çok yeteneği korkutucu derecede hayatı taklitinden geliyordu, ben biliyordum, onlar daha az biliyorlardı, çok yeteneğini en çok ben biliyordum, en çok ben kaçıyordum, az bilenler zaten kaçamıyorlardı, o çizdikçe, o boyadıkça daha az biliyorlardı, beni çizemediği, boyayamadığı için ben çok biliyordum zaten, ama konuşurduk, bu zararsızdı, konuşmada çok tehlikeli yetenekli değildi zaten, konuşuyorduk yine, çizmeye başlamış yüzümdeki tüm hatları yavaş yavaş, bir yandan da konuşurken sağı solu seyrederken, yüzüme hafif hafif güneş vurmuşken, gevşemişken, elindeki bir kağıt parçasına, yavaş yavaş çizdikçe gülümsüyormuş, neden sonra fark ettim, yüzümün hafiflemesiyle, yüzümden parçalar eksilmesiyle, çizme dedim, tüm parçalarım eksilmeden, korkuyla dedim ama yankılandı sesim, herşeyim eksilmişti yüzümde, bir kağıt parçasına doğru, sadece güneşin suçuydu, olmasaydı, çizemeyecekti.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7510372658792780953?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7510372658792780953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7510372658792780953' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7510372658792780953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7510372658792780953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/02/cizme-dedim.html' title='Çizme dedim!'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7176803951688450821</id><published>2009-02-22T19:44:00.001+02:00</published><updated>2009-02-22T19:47:09.181+02:00</updated><title type='text'>Alışkanlık İlişkileri</title><content type='html'>En sevimsiz ilişki türü olan bu tip ilişkiler artık gün boyu çiğnenmiş sakızın saça yapışması gibidir, çekersin uzar, tutarsın yapışır, attığını sanırsın küçük parmağına dolanmış olur, tamam bitti dersin elini alnından geri doğru şöyle bir gezdirirsin bir parçası yine oradadır, üzerine buz koyarsın, donsun kopsun diye, kafanın derisi donar, sakıza bir şey olmaz, kafayı üşüttüğünle kalırsın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7176803951688450821?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7176803951688450821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7176803951688450821' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7176803951688450821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7176803951688450821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/02/alskanlk-iliskileri.html' title='Alışkanlık İlişkileri'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-739960663837801103</id><published>2009-02-22T19:28:00.002+02:00</published><updated>2009-02-22T19:42:00.860+02:00</updated><title type='text'>Kar Zarar Mevsimi</title><content type='html'>Kış falan değil, kar zarar mevsimi bu aylar aslına. İş dünyasının en sancılı zamanı, nasıl açıklasak ne açıklasak, hem hisselerimiz düşmese, hem çalışanlar kardan pay istemese, hem de cebimiz dolmaya devam etse. Ah Tanrım sen kar/zarar cetvelmiz koru! Dengesini sağla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zarar açıklayan kar rekortmeni kuruluşlar göreceğiz önümüzdeki günlerde, halkımız diyecek var be dev gibi işletme, bunlar bile zarar etmiş.  İşin aslı ve astarı tam olarak öyle olmuyor malesef. Bunlar hazır pazar varken biz de tezgah açalım diyenler aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle şöyle olur, karlarına kar katmak için yılın son 3 ayı çalışmalar başlar. İşletmenin her yerine işletme giderlerinin azaltılması için emir dağıtılır. Çünkü azalan işletme giderleri, kara direkt etki edecektir. Balance. Yıllık izinlerini kullanmayan personel hemen, derhal işletmeden güvenlik eşliğinde izne çıkarılır. Çünkü işletme kullanılmayan yıllık izinler için karşılık ayırmak zorundadır ki bu bir masraf kalemi gibi hareket eder, e bu da kar zararda negatif etki yapar. Balance. Emekliliklerine 6 ay kalan tüm personel işten çıkarılır. Performansı düşük olanlar işten çıkarılır. Toplu tazminat ödenecek olsa bile bu daha önce ayrılmış karşılıklardan ödenir ve gelecek 3 ay için hard saving'dir. Çok popüler olan bu terim tam anlamıyla şu demektir: Kara direkt etki eden tasarruf. Bir taşla çıkarılan bir sürü kuş, pek işe yaramıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve zaten karlarda yüzen işletme son 3 ay hamleleriyle daha bir rahatlamış, tüm köşeleri tutmuş olur. Şimdi sıra işletme içinde zarar söylentileri yaymaya başlamak olur. İşletme dışına ise draft kar zarar tabloları çıkmaya başlar. Piyasa işletmenin kar ettiğini bilir, çalışan zarar ettiğini sanar. Çok şükür bu zarar ziyan kriz ortamında bile işimiz var, aman sesimizi çıkarmayalım der, oturup kusana kadar çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisi kalkın gidelim, yönetimi basalım, olmaz böyle sabahlara kadar çalış, aylarca yılboyunca dediğinde de tövbe tövbe, sus duyacaklar diyerek konuşanı boğmaya çalışırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-739960663837801103?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/739960663837801103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=739960663837801103' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/739960663837801103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/739960663837801103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/02/kar-zarar-mevsimi.html' title='Kar Zarar Mevsimi'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7782576245952701010</id><published>2009-01-11T23:16:00.002+02:00</published><updated>2009-01-11T23:50:49.425+02:00</updated><title type='text'>Evlilik Üzerine...</title><content type='html'>Evlilik güzel bir şey. Herkes bir kere denemeli. Evlilikte "Allah'ım mutluluktan öleceğim" deme ihtimali sayısal lotonun n'de 1 ihtimali kadar belirsizdir, değişkendir, güvenilmezdir, ulaşılmazdır. Ama bir "ihtimal"dir. Sayısalın büyük ikramiyesini vuranın diğer insanlardan ne farkı var değil mi? Şerbetlidir olsa olsa. Neyse evlilikte kıvam budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portakalı sağdan sola doğru soyuyormuşum. Çayı da sağdan sola doğru karıştırıyormuşum. Söylenene göre herkes her ikisini de soldan sağa doğru yapıyormuş. Kendim hakkında bir şey daha öğrendim 30 yaşımdan sonra. Konuyla bir ilgilisi var mı, yok tabii ki. Ama buralar benim, istediğimi araya sıkıştırabilirim. Kime ne ki... Tehlikeliyim bir zamandır. Yaklaşmıyorum kimseye. Kimse de yaklaşmasın bana. Söyleyeyim de ben. İyi bir insanım ya, pek düşünceliyimdir. Bunu da bir başkası söyledi, pek seviyorlar beni analiz etmeyi arkadaşlarım, bitiremediler senelerdir. Ne varsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsani iç güdülerin zaptedilemeyişi nedeniyle asayişin sağlanması amacıyla hayat bulmuş bir kurum olan evlilik aslında şirket anlayışı ile çalışır. İlişkilerin bir alış-veriş'den hiçbir farkı yoktur. İnsanların varlık tarihine şöylece bir baktığında görürsün ki, önce evlilik yokmuş, birliktelik varmış, üreme birlikteliği... Sonra sivilizasyon başlamış, insanlar kırık dökük veya iyi kötü mal ve toprak sahibi olmaya başlamış. Babası olmayan ortalıkta koşuşturan çocukların anaları, tüm baba adaylarının üzerine yürümüşler, nerede bu sübyanların rızkı diye, çıngar çıkmış. Yasa koyucular veya daha doğrusu en güçlü olanlar, üreme faaliyeti gerçekleştiren çiftlerin birbirlerine söz vermelerini istemiş, kiminki kimden belli olsun kavga da bitsin demişler. Halk tamam demiş. Ama insanoğlunun fıtratı uygun değil ki söz tutmaya, tutamamışlar. Gitmiş adam başka çıtır bir hatuna, hatun gitmiş pirinci takas ettiği tavukçuya. Yine etrafta koşuşturan çocuklar olmuş, her bıyıklıya baba diyorlarmış. Çok Tanrı'lı dinlerde, şamanları demiş ki, tanrılar kızıyor bak haberiniz olsun, dağdan ateş püskürecek üzerinize, nehirler taşıp ocaklarınıza tükürecek, yağmurlar babasız çocukları alıp götürecek, ya varınızı yoğunuzu bu tanrılara hediye edeceksiniz yada sözünüzü tutacaksınız. Halk tırsmış tabi, hemen kocalar evlerine dönmüş, başkasından olan çocukları sahiplenmişler. Herşey dönmüş normal ritmine, kimliksiz çocuklar kalmamış neredeyse, ama insan durmaz başlamış yine başka çıtırlara kaymaya, ne yazık ki doğum kontrol yöntemi de yokmuş, zaten olsaydı bugün evlilik diye bir kurum da olmazdı. Bak bu söylediğim çok önemli bir varsayımdır, unutulmasın. Bakmışlar olmayacak, gücün varsa al, götür ikinci kadına da söz ver, yeter ki karışıklık olmasın demişler. Tek tanrılı dinler başladığında ise, insanoğlunun basiretsiziliğinin, nefs illetinin ucu bucağı olmadığı Adem'in elmayı dişlemesiyle anlaşılınca, tüüm cem-i cümle dinler evliliği farz kılmış. Ve resmi olarak evlilik kurumu kurulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa insanının bir kısmı o sıralar açlıktan telef olurken, bir kısmı fırfırlı eteklerini uçuşturuyorlarmış. Varlıklı kesim insanlarında evlilik, madem zorunlu bari işe yarasın vizyonu ile ticari evlilikler başlamış. Şirket birleşmeleri gibi aileler birleşmeye başlamış, veliahtlar peydahlanmış. Aç olan kısmında ise kadın-erkek evlilik kurumunda birbirlerine sarılmış. Sevgi var mı yok mu bilinmez ama şimdiki evliliklerin bir kısmının mantığı bu noktada başlamış. Amerika'nın kuzey kesimlerinde ise "erkek" adamlar, erkeklikleri nedeniyle kadınlara bakalı, besleyelim, büyütelim ve dağurtalım mantığı ile dört elle sarılmışlar evliliğe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki bir dönemde insanoğlu bir anda evliliğin özgürlüğü kısıtlayan ve insan doğasına aykırı birşey olduğunu düşünmüş ve tekrar dönmüş gayri meşru adlandırılan aslında kendileri için gayet meşru olan ilişkilere. Bir dönem dünyanın çivisi çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında ise tüm dünyayı saran aşk dalgası evlilik kurumuna da bulaşmış, aşk evliliğin ilk kriteri olmuş, bütün o çıkar, gelir ticari dengeleri altüst olmuş. Aşksız evlilikler olmaz olmuş. Ama ne yazık ki bu sefer de boşanmalar patlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada boşanma mevzuunu atladım sanılmasın o apayrı bir konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl gelmiş günümüz evlilikleri. Özellikle ülkemizde yaşı geldi diye evlenenlerin haddi hesabı yok. Zamanı geldi. Ne bu ki hasat zamanı mı. Tamam yeterince olgunlaştı, evlendirme zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik bir şirketten başka birşey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ötesi umut edilmesin. Bir görevler silsilesidir. Görevlerin yerine getirilme yüzdelerinin karşılıklı tutarlılığı evliliği "mutlu" daha doğrusu "başarılı" kılan paramteredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben mi, ben emekli oldum, şirketlerle işim olmaz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7782576245952701010?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7782576245952701010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7782576245952701010' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7782576245952701010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7782576245952701010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/01/evlilik-zerine.html' title='Evlilik Üzerine...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7284782657395810193</id><published>2009-01-04T01:00:00.001+02:00</published><updated>2009-01-04T01:04:13.667+02:00</updated><title type='text'>Sağdan, soldan...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Malezya Borneo’sundaki ağaçlar hızla kesiliyor, yakılıyormuş... Çok üzüldüm... Sanki benim evimin bahçesindeki ağaçları kesiyorlarmış gibi. Onlar benim ağaçlarımdı ama! Az eziyet çekmedim ben o ağaçları ölçeceğim diye, çapı ne, boyu ne, kaç yaşında, hasta mı, değil mi, yeterince su içmiş mi. Şimdi birileri yakıyor oraları. O kadar yaşlı, o kadar heybetli, o kadar muteşemler ki... Çok yazık. Buradaki her orman yangını bir sinir hali yaratırdı bende, üzülürdüm. Üzülürüm. Ama yağmur ormanları o kadar farklı, o kadar canlı ki. Bildiğimiz ormanlarla karşılaştırılacak gibi değil. Yaşayan milyarlarca yaratıkla (insanlar da dahil olmak üzere) ölüyorlar. O ormanların içinde yaşayan sivilize edilememiş kabilelerle birlikte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu sıralar şöyle konuşmaları ne kadar çok duyuyorum: “İstanbul artık yaşanacak gibi değil, hergün birileri öldürülüyor”, “ Yine tinerciler vardı yan sokakta, pislikler”, “Dün haberlerde vardı, biri birine tecavüz etmiş”. Bu insanlar bugüne kadar nerede yaşıyorlardı acaba. Sokakları bilmeyen milyonlar yaşıyor. Saf saf yaşıyorlar. Hayatlarında hiç bir halt görmemişler. Sonra hayretle haberleri dinliyorlar. Ailelerinin sıcak koynundan, hesaplarına yatan maaşlarından, kafalarının üzerindeki çatılarından, sitelerinin etrafındaki duvarlardan, elit takılma mekanlarından dışarısı gözükmüyor tabi... Sonra da deli diyorlar sinirlenince. Şiddetin, sapıklığın, saldırganlığın savunulur bir tarafı elbetti yok, ama bunlar bugün olmadı bu şehirde. Salak bir hayret halinin hiç luzumu yok. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Şu anda CNBC-e’de Victoria Secret’ın show’u var. Kızlar gerçekten, nasıl desem, dehşet.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Yapılan bir kazıda, bir yerleşim biriminin yüzyıllar önce depremden yıkıldığı bulunmuş. Araştırmalar biraz daha devam edince o depremin o bölgedeki ikinci deprem, yapıların da ilk deprem dolayısı ile tekrar inşa edildiği anlaşılmış. Yapıların içinde depreme karşı yapılmış büyüler bulunmuş. Yazıtlardan böyle olduğu çözümlenmiş. Kerpiç duvarların içine Tanrı’ya kurban ettikleri hayvanların kemiklerini koymuşlar, korunsunlar diye. Yeterli gelmemiş işte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Yine seyahat rüyaları görmeye başladım. Gitmem lazım. Daha en son seyahatimin taksitlerinin yarısını ancak ödedim. Zengin olmam lazım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Patronum benden nefret ediyor. Gerçi pek çok kişi benden nefret ediyor. Bu alışıldık bir durum ama patronun benden nefret etmesi pek keyifli olmuyor. Sürekli bir defans, saldırı modunda yaşamak yorucu oluyor. Hem sağımı solumu önümü arkamı kollayıp, hem iş yapıp, hem benden cevap bekleyen insanları cevaplayıp, hem de kendi saldırı planlarımı kurgulamak bir hayli enerji gerektiriyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;İnsanların kriz nedeniyle işten çıkarılmalarına da üzülüyorum. Ama insanların neden buna şaşırdıklarını anlamıyorum. Bu sistemin içinde çalışıyorsan, iş verene şunu söylemiş oluyorsun çalışmaya başladığın ilk günden “mesai saatlerine ve hatta bazen mesai sonrası saatlerine denk gelen hayatıma ait zamanı sana satıyorum. Bununla da kalmıyorum bu saatler içinde ruhumu ve aklımı da kiralıyorum. Kar etmene katkıda bulunacağımı, çıkarlarını gözeteceğimi taahhüt ediyorum. Karşılığında da maaş, sigorta, yemek, yol bedelini bana ödemeni kabul ediyorum”. Bu gayet ticari, çıkar ilişkisi. Bu sistemin insanlara düzenli ödeme yaptığı zamanları sorgulamıyoruz da, sistem krizi bahane ederek veya gerçekten önlem ihtiyacı ile ticari çıkarlarını gözeterek işten çıkarma yoluna gittiğinde niye şaşırıyoruz ki. Öncelikli çıkar/kazanç dengesi üzerine kurulmuş bir sisteme hizmet ediyoruz sonuçta. Şaşılası bir şey yok. Yine de umarım uzamaz bu kriz hikayesi daha fazla. Zira krizdeki rantı henüz kullanmayanlar da kullanmaya başlayacaklar...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Çok eskilerde yeni yılın geliyor olması beni eğlendirirdi. Artık bir yılın daha bitiyor olması eğlendiriyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Siyasetin de suyu çıkmış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Cayman adalarında bir finans kuruluşuna iş başvurusu yaptım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Sigarayı bırakma kararı vermeye karar vermiştim geçen ay. Sigarayı bırakmaya karar verdim dün. Şimdi ne zaman bırakacağıma karar vermem lazım. Sigarayı ne zaman bırakacağıma önümüzdeki hafta karar vereceğim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bir süpermarkette alışveriş yaparken, bira standının önüne gittim, bir süre markalara baktıktan sonra Heineken mi olsun Miller mı alsam diye düşünürken bir kadın geldi yanımda durdu, orta yaşlarında, aksice bir şey.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Kadın: Niye onu alıyorsun?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Ben: Heineken’in içimi daha rahat, yemek sırasında değil de daha sonra keyif için daha iyi oluyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Kadın: Ben niye içki aldığını soruyorum kızım!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Ben: İçmek için hanımefendi !&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;dedim ve ilerledim. Arkamdan şöyle diyordu “cehennem de görürsün gününü”... Biraya gelene kadar daha çook sebep var benim günümü göreceğim, diye düşündüm... &lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;" lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Cayman Adalarında bir finans şirketine iş başvurusu yaptığımı söylemiş miydim ?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7284782657395810193?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7284782657395810193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7284782657395810193' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7284782657395810193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7284782657395810193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/01/sadan-soldan.html' title='Sağdan, soldan...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7809997128019742268</id><published>2009-01-03T23:41:00.002+02:00</published><updated>2009-01-03T23:45:37.531+02:00</updated><title type='text'>İyileştirilemeyenler...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;“Çok zaman oldu” dedi. “Ne kadar çok zaman olduğu hakkında konuşmayalım” dedi diğeri. Tamam diyemedi, çünkü hiçbir zaman “tamam” diyebilen kişilerden olamamıştı, cümleleri hep itiraz, sorgulama, bir başka açı yakalama, bastığı yeri veya karşısındakinin bastığı yeri değiştirme ünlemi ile başlamıştı. Cüretkardı, korkusuzdu veya sadece aptaldı. Dümdüz bir çizgiyi yerinden kaldırabilse yumak haline getirebilecek karmaşıklığı içinde taşır, elindeki her nesneye bulaştırma kabiliyetini sergilemeden geçemezdi. Zaten o yüzden burada değil miydi? Ayrıca cümlelerin içindeki negatif kurulumlar, anlamlar veya imalar o karşı konulmaz mekanizmayı harekete geçiriyordu. Tüm bilgi sistemini tara, kullanabileceğin verileri hazırla, sorgula, irdele, saldır, geri çekil, mesafe ver, bilgi al, tekrar irdele, saldır ve tartışmayı sonlandır. Zaten o yüzden burada değil miydi? Karşısındakinin oturuş şeklini inceledi. Görevini yapan, yapıp bitirip gitmek isteyen, tüm dikkatimi sana yönelttim bakışlarını takınmış ama aklı akşam karısını nasıl atlatacağı ile meşgül, çok bilen, ama çok oynayamayan, önemlisin mesajını tüm vücud diline yüklemeye çalışan bir yalancı. Hemen kucağında bir not defteri, söylenecek herşeyi not almaya hazır görünümü. Ama not defterinin üzerindeki karalamalar ne kadar saklamaya çalışsa da kenardan görünmeyecek gibi değil. Yuvarlak hatlı karalamalar, köşeli değil, yıldız şeklinde değil, simetrik değil, sanatsal değil, sistemsel hiç değil, karaktersiz. Sadece sıkılmışlık karalamaları. Biraz ruh yükleseydi bari yaptığı karalamlara diye düşündü. Masanın üzerine özenle yerleşitirilmiş 2 su dolu bardağa baktı. Sahnenin bir diğer parçası, kendini rahat hisset, konuş, konuşmaktan susayacaksın bak suyun da burada, hazır. Bunu mu demeye çalışıyor diye düşündü. Zaten tüm bunları her ayrıntı kırılımında sürekli düşündüğü için burada değil miydi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;“Ne kadar çok zaman olduğu hakkında konuşmayalım mı diyorsunuz?” dedi. “Evet” dedi diğeri.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt; Zaten bu nedenle o kapıdan çıkıp gitmemişmiydi. Kaçıncı olmuştu bu. Bir yandan da çıkış-gidiş sebepleri gitgide tükeniyordu, sığlaşıyordu. İyileştirilemeyeceklerden biri olmayı kabul etmişti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7809997128019742268?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7809997128019742268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7809997128019742268' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7809997128019742268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7809997128019742268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2009/01/iyiletirilemeyenler.html' title='İyileştirilemeyenler...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8233171636741937342</id><published>2008-08-30T22:41:00.000+03:00</published><updated>2008-08-30T23:08:01.177+03:00</updated><title type='text'>Maghreb...</title><content type='html'>Fas bir büyü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marrakech (Land of God)... Çölün ortası, sıcak, kuru, çok kurak, çok sıcak. Bir şehir, bir kısmı normal bir şehir. Klasik binalar, klasik yollar. Ama Medina bir zaman sıçraması... Korkunç, karışık, daracık, geniş, tütsü, büyü, sırlar, çok çoook yaşlı. Yollarda dolaşan motorları, kırık dökük arabaları çıkar; yıl:1071. Hiçbirşey gerçek değil gibi, anlatılan bir masalın misafiri olmak gibi. Daracık kol uzatımı sokakların bitmek bilmez sürprizleri, dokusu, korkunçluğu, akıl almaz labirentler. Djemaa El Fna  meydanı, insanları, meydanın eğlencesi, binlerce ayağın arşınladığı kaldırımları,  yılan oynatıcıları, falcılar, cambazlar,  masal anlatıcıları, kınacılar, yemek tezgahları, maymun  gösterileri, çevrilen kuzular, tandırlar, kocaman tepsilerde kuskuslar, atlar, atlı gösteriler... Kıyamet Meydanı ... Koutoubia Minaresinin gölgesinde...  Vahabileri, berberileri, tuaregleri, yahudileri, onlarcası, yanyana.. Kabile hayatları. Gerçek kabile inançları. El Fatima'lar, tütsüler, büyüler. Binbir çeşidi... Eski şehirlerin surları, uçsuz bucaksız kapalı çarşısı, iç içe avlular. Riad'lar... Duvarların arkasındaki Endülüs bahçeciliğinin sanat eserleri, çölün ortasındaki bin yıllık vahalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maghreb krallık. Kalkınan, koruyan, öldürmeyen. Krallarının bir sözü "Ben 5 senelik iktidar değilim ki, tüm işleri benden sonra gelecek hükümetin üstüne yıkayım. Ömür boyu bu iş benim işim, bu işler bitmez ise nasıl başa çıkılır. Krallık en iyi demokrasiden daha çok çalışmak zorundadır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Casablanca... Okyanusa serilmiş, huzurlu, kıpır kıpır, kıyıları boyunca okyanusun yıkadığı prenses şehir... Tuz. Dalga sesleri. Modern hayat. Gizemli sokaklar. Gerçek dışı insanlar. Ve "Play it once, Sam, for old times' sake"...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8233171636741937342?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8233171636741937342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8233171636741937342' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8233171636741937342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8233171636741937342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/08/maghreb.html' title='Maghreb...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8932516690651500181</id><published>2008-08-22T23:33:00.000+03:00</published><updated>2008-08-23T00:33:16.573+03:00</updated><title type='text'>Söyleyemediklerim.</title><content type='html'>- "Dünyaya farklı bir yerden bakıyorum"&lt;br /&gt;- Dünya'ya farklı bir yerden bakıyormuş, nerene dönersen dön, sağım solum önüm arkam saklanmayan ebe! Dünya işte yuvarlak bir şey. Aya çıkmadıkça Dünya'ya farklı bir yerden bakmak mümkün mü? Uzaya mı çıktın! Öyleyse efendi efendi saygı duyarım, hatta çok kıskanırım. Ama yok çıkmadıysan önün arkan bir. Yok efendim hayat felsefesi açısından değinmiştim! Yani farklı bir hayat felsefen var, pek etkileyici. Ne o, insan kimliğinden mi sıyrıldın, ayrı bir varlık mı oldun, allien mı oldun yani? E bu olmadıkça felsefi açıdan da "Dünyaya farklı bir yerden bakmak" mümkün değil ki. İnsansın sonuçta, insan olmakla sınırlısın, ha belki bir diğerine göre sınırların biraz daha gevşek veya biraz daha dar, minicik. Farketmez. İnsan olmanın varlık kuralı ile sınırlısın sonuçta. Kendini uçabilen bir tavuk olduğuna inandırma. Üzme kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Farklı bakış açıları dünyamızı zenginleştirir!"&lt;br /&gt;- Farklı bakış açıları nedeniyledir ki bu yerküre üzerindeki tüm topraklarda binlerce yıldır savaşlar oluyor! Evet bir zenginleşme sözkonusu tabi ama bu eş dağılımlı olmuyor hiçbir zaman. Farklı bakış açıları dünyayı sadece ve sadece kaosa götürür ki bu da zaten varoluşun temel ilkelerindendir. Zaten kaos var olmalıdır ki hayat olsun. Farklılıklarla düzen düzensizliğe dönsün ve varlıklar düzensizlikte düzeni keşfetsin, şükür etsin. Yani bu bir zenginleşme değildir. Sadece süreçtir. Allayıp pullayıp bir şey bulmuş gibi pazarlamayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Senden çok pozitif bir enerji/elektrik alıyorum.", "Çok negatif bir enerjisi/elektriği var"&lt;br /&gt;- Gerçekten mi! O kadar ilginç ve doğadışı ki! Kelimelerin böyle doldurulmasına deli oluyorum. Çok basitçe atom pozitif elektrik yüklü bir çekirdek (proton-pozitif yüklüdür, nötron yüksüzdür, bunlar da çekirdeği oluşturur ki çekirdek böylece pozitif yüklü olur) ve etrafında dönüp duran (bu dönme hareketi de evrenseldir, evren de dönmeyen tek bir zerre yoktur) negatif yüklü elektronlardan oluşur. Yani hareket eden "negatif" yüktür. Pozitif yükün açığa çıkması ancak elektonların koparılması ile olur. Veya atom grubuna dışarıdan negatif yüklü elektronlar göç ettiğinde atom negatif yüklenir.&lt;br /&gt;Atom'dan bağımsız bir varlık olmadığına göre, bir varlığın diğerine pozitif elektirik vermesi mümkün müdür? Pozitif yük almak için, karşındakinin negatif yüklü elektronlarını koparmak gerekmez mi? Veya birinden negatif yük tesirinde kalmak ancak o varlığa ancak negatif yüklü elektronları üzerine sıçratmakla olmaz mı?&lt;br /&gt;Velhasıl, şuna "olumlu veya olumsuz hissediyorum deyin ve benim gibileri delilik sınırlarında gezindirmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Bir ekip olmalıyız, aynı amaca hizmet etmeliyiz. İyi bir ekip birlikte hareket edendir. Bakın kazlara göç ederken nasıl da ekip olarak çalışıyorlar"&lt;br /&gt;- Kazların maaşları birbirinden farklı mı? Veya müdür kaz var mı? Ya memur kaz? Bunu şöye diyelim de hadi biraz dürüst olun. "Siz bir ekip olarak çok çalışın, en çok çalışanınıza üç kuruş fazla verebilirim, ama amaç bana kazandırmak asıl". Böyle de ki, inanmaya güdümlü insanları uyandırmak ile uğraşmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Çok isabetli tahminler yapıyorum. Hiç şaşırmadım bu güne kadar"&lt;br /&gt;- Yalan! Kocaman hem de. İsabetli tahmin yapmak için insan zekasının hesaplayacağı sınırların üzerinde bir yeti gerekir. Ve bu insan kafa sınırlarının malesef ki oldukça üzerindedir. Mesela bir parayı at havaya milyonlarca kez, hepsinde tura mı veya yazı mı düşeceğini bilebilir misin? Veya her seferinde yazı veya tura düşer mi? Bilemezsin.Düşmez. Değil mi? Ama tüm değişkenleri bilirsen case değişir. Yani o paranın etrafındaki tüm evreni bilirsen. Paranın ağırlığı, metalin yüzeyde dağılışını, dağılışının denge oranını, parayı havaya atmak için verdiğin kuvveti, kattığın ivmeyi, havanın sıcaklığını, nemini, rüzgarın hızını, havadaki rüzgar gibi her bir hareket öğesinin tam o noktaya gelecek etkisini, havanın yoğunluğunu, paranın düşeceği zemini, zeminin yapısını, sertliğini, sekme etkisini, sekme etkisinin yerden uzaklaştıracağı mesafeyi bilirsen. Paranın da yazı mı tura mı düşeceğini bilirsin. Veya her seferinde istediğinin gelmesini sağlayabilirsin. Ama bu kadar küçük bir deneyde bile ölçüm sayısı sonsuza uzar. Ki daha kapsamlı tahminler için yüzyıllar harcanmalıdır. Olan harcasın. Olmayan atmasın. İsabetli tahmin sadece olasılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Hayatımdan nefret ediyorum, yaşamak istemiyorum, çok üzgünüm, deli gibi depresyondayım, kendimi kaybolmuş hissediyorum"&lt;br /&gt;- Noldu ! "Erkek arkadaşım doğum günümü unuttu"!. Derin bir nefes alıyorum. Çok derin. Sanal depresiflerden gına geldi. Çok şükür hayatlarında kötü birşey yaşamamışlar, bunları dert ediyorlar. Olsun ne sevimli dertleri var, diyorum. Sakinleşince tabi. Allah gerçeklerini yaşatmasın diyorum içimden.&lt;br /&gt;Güzel insan, bir kafanı kaldır da çevrene bak Allah sana yaşatmadıysa da yaşattıkları vardır çevrende, bir bak, bir kork, bir sus, bir de ki ben pek şımarığım de, bir sus! Bana kesinlikle anlatma, hiç anlatma, ben anlayamam böyle dertleri, böyle şeyler için hissedilen bunca korkunç depresif duyguyu, en son anlayacak benim. Git başka sanal depresifler bul, onlara anlat. Benden sana fayda gelmez. Ben bile deli gibi seviyorum yaşamayı (kavgam var ayrı) ki ben benden bin beterlerini gördüm, onlar benden de çok seviyorlardı yaşamayı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyemiyorum. Dinliyorum. Hepsini, herbirini. Saygılı gözükerek.&lt;br /&gt;Susuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8932516690651500181?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8932516690651500181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8932516690651500181' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8932516690651500181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8932516690651500181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/08/syleyemediklerim.html' title='Söyleyemediklerim.'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-6872417354493693427</id><published>2008-08-18T22:21:00.000+03:00</published><updated>2008-08-18T23:07:50.253+03:00</updated><title type='text'>"Gerçekdışı" Katsayısı</title><content type='html'>Böyle bir şey var desem kim inanır bilmiyorum. İstatistik yüksek lisansına hazırlandığım bu günlerde yeni oluşturduğum formülü katılım ön yazısına eklemek istiyorum. Daha iyi zar atabilmek, zar atarak para kazanabilmek isteyen, fazlaca zeki bir insanın oluşturduğu olasılık belasının istatistiğin bel kemiği olduğu düşünülürse, benim formülüm de çok yabancı olmayacaktır herhalde. Bu camia bunu biliyor olmalı değil mi? Köklerinden uzaklaşmış olamaz değil mi? Ve hatta olasılık hesabından yola çıkarak, quantum fiziğiyle birleşen, bir varlığın aynı anda iki farklı yerde olabileceğini ispatlayan da bu zümre değil mi? Evet öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formül:&lt;br /&gt;Hayattaki "gerçek dışı" olarak tanımlanan anların yaşanma sıklığı ile hayatta "yaşandı" olarak tanımlanan anların birbirleriyle olan interaction'ı alınmalı. Zaman serisi üzerindeki distrubution'ına bakılmalı, normallik eğrisi kontrol edilmeli. Burada "if" condition olmalı. Eğer normallik eğrisinin dışında ise o zaman teste geçilebilir. Test için bu 2 değişkenin coefficient'ı bulunmalı. Bu değeri bulmak herhangi bir sonuca ulaştırmaz. Klasik istatistikteki normalleştirme operasyonunun bir benzerini gerçekleştirmek lazım ama bu istatistik yolu ile yapılamaz. Probability her ne kadar relativity'e yakınlaştırılmaya çalışan bir kavram olsa da aslında değildir, iki bilimin  kardeşlik çabasıdır olsa olsa. Neyse bu ayrı konu.  Ne diyordum. Evet relativity etkisinin elde edilen katsayıdan arındırılması gerekir. Bunun sonunda evet "Gerçekdışı" Katsayısına ulaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek dışı katsayısının yüksek olması, subject olan hayat sürecindeki uyumlanma probleminin hangi seviyede olduğunu söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada şu sonuçlar çıkabilir; (Sayısal limitleri vermeyeceğim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minimum değer:&lt;br /&gt;minimum değer çıkması demek, bu formülü uygulayan kişinin, normal eğrisindeki "if" condition'a uymadığını gösterir. Sonuç normallik eğrisinde kaldıysa zaten teste devam etmemesi gerekirdi. Fazlaca meraklıymış sonucudur bu sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama değer:&lt;br /&gt;ortalama değer, normallik eğrisinin dışında kalmıştır. Ama henüz kontrol dışı olmamıştır. Henüz yeni bir "outlier"dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maximum değer:&lt;br /&gt;Maximum değer sonucuna ulaşan kişi, formülü veya testi relativity etkisinden arındırıp arındırmadığını mutlaka kontrol etmelidir. Herşeyi doğru yaptıysa; yüksek seviyelere denk gelen hayat sürecinin sahibinin yapabileceği bir kaç şey vardır ancak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;çare aramaya devam etmek:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;çevresel etkilerin relativity oranını arttırması ile gerçek dışı katsayısının düşürülmesi umut edilir. &lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;durmak:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;enerji ortamında ivme yaratmamak, ekstra sürtünme ve aşınma etkisini ortadan kaldırır. Yani gerçekdışı katsayısının artışına sebep olmayacak bir pozisyon alınmış olunur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 102, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;yeni gerçekdışı tecrübe aramak veya daha doğrusu aranmak:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Bir kısım asi ve kayıp ruhta bu belirti görülebilir. Ama bu kontrolsüz bir şekilde "gerçekdışı" katsayısını yükseltir. Toplumun üzerinde çalıştığı ve sivilize etmeye çalıştığı model tam da bu case'e düşen insan tipidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma ancak geçmiş olsun denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatildeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fas'a gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-6872417354493693427?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/6872417354493693427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=6872417354493693427' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6872417354493693427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/6872417354493693427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/08/gerekd-katsays.html' title='&quot;Gerçekdışı&quot; Katsayısı'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-872038255017345096</id><published>2008-06-07T22:28:00.000+03:00</published><updated>2008-06-07T22:33:01.890+03:00</updated><title type='text'>Aldığım en sağlam dersmiş meğer...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Çok yaşlı bir arkadaşım vardı, G. Teyzem, tanıştığımda o 70’lerindeydi, ama takip eden 10 yıl benim en iyi arkadaşım, dostum oldu. Derdi ki “Hayat herkesin farklılıkları yaşadığını düşündüğü bir ilüzyon aslında, gerçekten farklılıkları yaşayan ender ayarı bozuklar için ise hayat ‘tüketelim bitsin bu aynılığı’ hissinin baskın olduğu bir gerçeklik olur. Çok yazıktır ki, ilüzyonun tatlı meyvelerine ender olarak kendilerini kaptırsalar, çok kısa süreler oyalansalar bile, farklılıklarından gelen farkındalık ağır bastığında, hiç kimsenin dayanamayacağı kadar büyük bir güçle tokat suratlarında patlar. Acı bu hayatta hissedilebileceği tahayyül edilemeyecek kadar şiddetli olur. Hayatla dalga geçiyorsun, bir ilüzyona, bir gerçeğe geçişlerin çok sık, suratına gelecek tokata, ardından hissedeceğin acıya, kırıklığa hazır ol.” Hazı&lt;span style="font-size:100%;"&gt;r oldum, bile bile oynadım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;" lang="TR"&gt;Sevgili arkadaşım Virgilius, bu duble de senin sağlığına olsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-872038255017345096?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/872038255017345096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=872038255017345096' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/872038255017345096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/872038255017345096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/06/aldm-en-salam-dersmi-meer.html' title='Aldığım en sağlam dersmiş meğer...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-1514524695754630033</id><published>2008-06-04T22:14:00.000+03:00</published><updated>2008-06-04T22:59:15.035+03:00</updated><title type='text'>Eriği Tuzlayarak Yemeyin !</title><content type='html'>"Eriği Tuzlayarak Yemeyin" başlıklı bir e-mail gelmiş. Hiç ismini bile duymadığım bir internet sitesinden. Neden ben ? Sanki nete ruh girmiş, eriği tuzlayarak yiyenleri filtrelemiş, sonuçta ben çıkmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erik bu. Başka bir şey değil. İlk çıkmış, yemyeşil, ekşi mi ekşi eriği böyle güzelce yıkayıp, üzerinde hafif suları varken tuza batırıp kütür kütür ısırmak, sonra dudağında kalan tuzları yalayıp buz gibi rakından da bir yudum yavaşça içmek gibisi var mı? Hele deniz kenarıysa, üstelik de uzun uzun yüzüp sudan daha yeni çıkmışsan, keyiften ölebilir insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu e-maili gönderen zihniyeti kınıyorum. Yazı da diyor ki, erik böbrek, sindirim sistemi, karaciğer hastalıkları için çok faydalıymış. Diğer paragrafta da diyor ki, "tuzlayarak yenen erik, fazla tuz alımından dolayı böbreklere zarar verebilir". E yani ? Bir artı, bir eksiyi yok etmez mi ? Sonuçta erik gayet tuzlayarak yenebilir ve hatta yenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı mailin içinde bir de şu çok popüler olan "RealAge" testlerinden vardı, "Bulunduğun Yaş" ve bir takım fiziksel sağlık soruları sonucu oluşan "Gerçek Yaş" yani bedenine baktığın, fiziksel sağlığına dikkat ettiğin ölçüde genç çıkıyormuşsun. Ama "ruhsal yaş" veya "hissettiğin yaş" diye bir şey yok. Ki olması gereken budur, kaç yüzyıllık olduğumu bilsem çok daha faydalı olurdu, en azından cevapsız kalan tuhaflıklarımın bir açıklaması olurdu belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim ofiste bu aralar çeşit çeşit otları kaynatıp içmek pek moda. Herkes bir anti-aging, ölmemek telaşında, beşi bir arada zayıflama çayları, yeşil çay, beyaz çay, kekik çayı, ada çayı, ıvır  çayı, vızır çayı, tarçın bilmem nesi, herkes oldu cadılar gibi, otları karıştırıp duruyorlar. Bir de doğal gıdalara dönüşüm süreci varmış, bedenlerindeki toksinlerden arınınca, doğal gıdalar yiyeceklermiş ki, bünyeyi toksinlendirmesinler. Allah'ım sen koru beni. Amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tüm bu çok yaşama önlemlerini alan insanlar, içerideki havayı döndürüp döndürüp içeriye geri veren bir klimanın olduğu, camların açılmadığı, 150 kişinin ikamet ettiği, 150 kişi başına düşen tuvalet sayısının 4 olduğu, her an bir krizin yaşandığı, duygusal taciz ve işkencelerin had safhada olduğu, kimsenin saatlerce oturduğu koltuktan kıçını kaldıramadığı bir yerde çalışıyorlar. Kahvaltımın üzerine, bol köpüklü sade Türk kahvemin yanına bir sigara yakıp, il kahve yudumumla ve ilk dumanda gülümseyince ben, kedi gibi beni seyrediyorlar özlemle. Üzülüyorum. Kime bilmiyorum, kendi asiliğime mi, onların kısıtlanmış keyiflerine mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hayli dedikodu oldu galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz yine de uzmanları dinleyin, eriği tuzlamayın, rakı ile yanyana asla geirmeyin, yüzmenin size kazandırdığı kondisyonu soğuk bira ile sabote etmeyin, sigarayı unutun, Türk kahvesini asla aklınıza getirmeyin, dondurmayı kıtır kıtır olana kadar dondurmayın, suyunuzu buz gibi, geçtiği heryeri hissettirecek kıvamda değil vücud ısısı kıvamında için, sıcak ekmeğe tereyağ sürmek gibi bir gaflete düşmeyin, ekmeğinizi çok istiyorsanız zeytinyağına bandırın, ama zeytinyağını böyle kekikti, pul biberdi, biraz yağlı peynirdi falan süslemeye kalkmayın, patatesinizi haşlayın, kızartıp mayoneze bulayıp parmaklarınızdaki yağı ve kalan tuzu yalamayın, çorbanız her zaman sebzeden ezilmiş az sulu lapa kıvamında olsun, üzerine yağ kestirilmiş bol baharatlı içine ekmek doğranmış çorbalardan kaçın, yeşil çaydan ve hatta dünyanın en trend çayı olan beyaz çaydan şaşmayın, kıpkırmızı billur gibi demlice yurdum çayı içmek çok ayıp ve hiç havalı değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-1514524695754630033?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/1514524695754630033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=1514524695754630033' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1514524695754630033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1514524695754630033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/06/erii-tuzlayarak-yemeyin.html' title='Eriği Tuzlayarak Yemeyin !'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-3509027743265587365</id><published>2008-06-03T23:17:00.000+03:00</published><updated>2008-06-03T23:24:43.948+03:00</updated><title type='text'>İyi olmak...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Nasılsın ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Çok iyiyim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;A aaa nasıl ? Hayırdır inşallah n’oldu şekercim ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;İnsanlar artık, “iyiyim”, “çok iyiyim” cevaplarına hayret eder oldu. İyi olmak için olağanüstü gelişmeler olması gerekiyor. Eskiden “İyi değilim” diyene sorulurdu niye iyi olmadığı, kaldı ki ben onu da sormazdım. Gerçi ben soru sormam zaten, anlatılırsa bazen dinlerim, bazen dinlermiş gibi yapar sistemimin diğer partition’ını çalıştırırım veya tüm bu zahmetlere değmeyecek biri ise hiç dinlemem. Gereği yok. Neyse iyi olmak için olağanüstü birşeyler olması lazım demek ki, hele bu hayret haline boğulan insan bir kadın cinsi ise bu olağan üstü durum özel hayat için evlilikle, iş hayatı için istifa ile sınırlıdır beklentilerde. Her iki durumda gerçekleşse benim iyi olma ihtimalim yok ki. Evlilik desen mümkün değil karalar bağlarım kendimi boğarım siyahlara, etrafımdaki tüm varlıklar için de tüm koşulları çekilmez hale getiririm. İstifa desen, öyle bir sabır var ki sistemimde, istifanın bir önceki adımı birilerinin kırılmış kemikleri, bir sonraki adım ise karakol olur. Dolayısı ile iyi olma durumu zaten söz konusu değil. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bir de bu şekerim, şeker, şekercim, hayatım, canımmm durumu var ki, bunu telefonda duyuyorsam telefonu ısırmak, karşımda söyleniyorsa üç adet baklavayı çiğneyip yutmadan ağzımı kocaman açıp karşımdakine “bak bu da şeker, değil mi?” demek geliyor içimden. Sen kimsin! Daha ötesi benim şeker bir halim mi var ? Yok! Hiç olmadı.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Patron: İşler yetişmiyor, daha fazla özen gösterilmesini sağlamalısınız, bu durumu daha fazla tolere edemeyeceğim, bu sorumsuzluğa tahammülüm kalmadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Ben: Benimde iş planlaması, önceliklendirme, risk yönetiminden haberi olmaksızın güç kazanmak için herkesin elinden işleri toplayıp merkezileşmeye çalışan, bir günlük kişi başına düşen iş hacminin 3 günlük olmasına tahammülüm kalmadı &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik....&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik....&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik....&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Odadan çıktık. Telefon çaldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Nasılsın ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Çok iyiyim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;A aaa nasıl ? Hayırdır inşallah n’oldu şekercim ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Gelen, giden, şu, bu, iş, güç, yok bir şey.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Birşey yokken çok iyisin yani ? Aaaa sen kesin aşık oldun şeker, bana söylemiyorsun !&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Evet kısıtlı algı sınırlarında sadece aşk, iş olabilir tabii ki. Bir kez aşık olmak için bile birazcık da olsa insanın zamanı olması lazım. Benim çişe gidecek zamanım yok ! Bugün ilk defa az önce su içtim, sigara içtim. Aşkmış!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Patron: Toplantı odasında söylediklerin çok yakışıksızdı, beni çok büyük hayal kırıklığına uğrattın. Burada bu kadar adam çalışıyor hepiniz sanalsınız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Ben: Kadro tipini mi değiştiriyoruz ? “Daimi Personel”, “Geçici Personel” bir de “Sanal Personel” ekliyorum ben o zaman, İngilizce’sine de Virtual Staff diyelim, hani Virtual POS gibi, gerçi Virtiual POS’ların işlem hacmi oldukça yüksek, bizim “Virtual Staff” olarak o kadar yüksek değil işlem hacmimiz sizin de şikayetçi olduğunuz üzere...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Kalktım masasından, yerime geçtim. Telefon çaldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Nasılsın ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Çok iyiyim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;A aaa nasıl ? Hayırdır inşallah n’oldu şekercim ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Gelen, giden, şu, bu, iş, güç, yok bir şey.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Birşey yokken çok iyisin yani ? Aaaa sen kesin aşık oldun şeker, bana söylemiyorsun !&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.5in; text-indent: -0.25in;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style=""&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Anlatsam ne anlayacaksın bilsem, üşenmeyip anlatacağım ama... Ben sana nasıl yardımcı olayım sen onu söyle bana. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Kötü olmak için major sebepler yoksa zaten iyi olmak zorundasındır. Kötü hissetme sebeplerini sisteme tanımlarsın, “else” condition’ına düşen her durum “iyi olma” eşitliğini verir. Bu kadar!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Telefon çaldı tekrar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Patron: Burada ciddi bir problemimiz var&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Ben: Evet var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;Sessizlik...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Hadi iyi geceler dedim çıktım. Hala da iyiyim ! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 0.25in;"&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu sıralar yine çizgiler silikleşmeye başladı. Hiç bu kadar silik, açık tonda, zor görülür kıvamda &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;olmamışlardı. Hayırlısı olsun...&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-3509027743265587365?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/3509027743265587365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=3509027743265587365' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/3509027743265587365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/3509027743265587365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/06/iyi-olmak.html' title='İyi olmak...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-1279083025522770244</id><published>2008-05-18T15:51:00.000+03:00</published><updated>2008-05-18T16:02:16.618+03:00</updated><title type='text'>..*..</title><content type='html'>Tomorrow will take us away&lt;br /&gt;Far from home&lt;br /&gt;No one will ever know our names&lt;br /&gt;But the bards' songs will remain&lt;br /&gt;Tomorrow will take it away&lt;br /&gt;The fear of today&lt;br /&gt;It will be gone&lt;br /&gt;Due to our magic songs&lt;br /&gt;.........................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gods of war I call you, my sword&lt;br /&gt;Is by my side.&lt;br /&gt;I seek a life of honor, free from&lt;br /&gt;All false pride.&lt;br /&gt;I will crack the whip with a bold&lt;br /&gt;Mighty hail.&lt;br /&gt;Cover me with death if I should&lt;br /&gt;Ever fail.&lt;br /&gt;Glory, majesty, unity&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.........................................&lt;br /&gt;Time and time again&lt;br /&gt;What you said ain't what you mean&lt;br /&gt;Even if all my bones are broken&lt;br /&gt;I will drag myself back from the edge to&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..........................................&lt;br /&gt;Great Triangle&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-1279083025522770244?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/1279083025522770244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=1279083025522770244' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1279083025522770244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1279083025522770244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/05/blog-post.html' title='..*..'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8295333307165119609</id><published>2008-02-22T22:37:00.000+02:00</published><updated>2008-02-22T23:14:20.089+02:00</updated><title type='text'>Offf.... Offf</title><content type='html'>Kıyıköy'de, deniz üzerinde çok eskiden ufacık bir balıkçı vardı. Bir sandal, bir mangal, iki masa ve nedense sadece altı sandalye. Hani her masada dört sandalye olması lazım ya, garip geliyor insana ama dört olduğu gibi bir de olabilir üç de, dört mantıklıdır aslında, iki de bir derece, ama üç ve bir yanlış gelir normal insanlara. Neyse ben severdim üç sandalyeli masayı, bir sandalyeye sırt çantamı, birine kendimi, birini de ayaklarımı uzattım mı tamamdır. Denizden çıkan balık sandala, sandalda ayıklanan balık mangala, mangalda pişen balık masaya, bir küçük rakının hemen yanına... Salata falan olmadan sadece balık, su olmadan sadece rakı, grup grup hareket eden, eğlenmek için kendini paralayan gürültücü yaratıklardan uzak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da orada olmak istiyorum bu sıralar... Olamıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylardır her gece çalışıyorum, sadece uyuyorum ve tekrar çalışıyorum. Astarı yüzünden pahalıya çıkıyor bu işin, kafam atmak üzere, insanlar iyi bir insan olduğuma inanıyorlar ama benim dişlerim sivrileşmeye, tırnaklarım uzamaya başladı, farkında değiller daha, geçen akşam birini ısırdım, şaşırdı, benim kadar tepkisiz ve soğuk gözüken bir tipten hiç beklemiyorlardı tabi, neyse onlar da alışacaklar. Tarzımı değiştirmem lazımmış, efendi hanımhanımcık gözükmem gerekiyormuş. Ne demek olduğunu bilsem, sussunlar diye gözükeceğim istedikleri gibi ama ben ne giysem zibidi gibi duruyorum. Ülkenin durumundan da haberim yok, memlekette şeriat ilan edilecek en son benim haberim olacak, onu da kıçımı başımı kapamadım diye dayak yediğimde anlayacağım sanırım ve ülkeyi terk etmek için çok geç kalmış olacağım. Gerekli şeylerden bihaber olamama rağmen bir ton lüzumsuz şey hakkında güncel bilgi sahibi oluyorum nasıl oluyorsa, kafama gizlice birileri sokuşturuyor sanırım. Mesela, koparınca kendi kendine tekrar birleşebilen, kendini yapılandırabilen bir alet icat edilmiş. Nazi hazinelerinin en kıdemlisi ve havalısı bulunmuş. Gerçi ben yıllardır bulunduğunu düşünmüşümdür. Endonezya'da Merapi yanardağının kapı bekçisi varmış. Yanardağı dinliyormuş, kolluyormuş, anlıyormuş, adak organizasyonlarını ve dini ritüelleri düzenliyormuş. Bilimadamları deliye dönüyormuş, patlayacak işte köylerin boşaltılması lazım diye paralıyorlarmış kendilerini ama kapı bekçisi "ben bilirim daha tehlikeli değil" diyormuş inatla. Ben kapıbekçisine inanıyorum. O insanlar doğadan. Bizim gibi dünyada tehlikeli atık olarak yaşamıyorlar. Japonya'da yamabuşi keşişleri Kii dağında dik bir yamaçta, keşişleri iki ayağından başaşağı sallayarak sorguluyorlarmış, "Emirleri yerine getirdin mi?" diye. Biz de ise bir toplantı odasına kapayıp, kafanın tepesine çaka çaka aynı soruyu soruyorlar, insan her ortamda kendini tekrar ediyor, hiçbir özgünlük yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çünkü bu kahverengi akşam saatlerinde herşeyi en soğuk ölçülere vuruyoruz, bir uzak han kavramına, Hanların rahmindeki bir yolcuya, bir semendere, Ve soğuk bir çağdan geçiyoruz.Çağlardan. Başımızda siyahtan bir hale" diye bir şiir vardı kalanını hatırlamadığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Climate Partnership programına başvurdum. 15 günlük küresel ısınma bilim kampı. Eğitilip, herkesi bilinçlendirmek amaçlanıyor. Malezya maceram yetmedi. Bir yenisi için heyecanlanmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir buçuk hafta sonra eğer konsoloslukta vize işlerinde bir aksilik çıkmazsa Roma'da olacağım. Sokak kahvelerinde geleni geçeni seyredip, kahvemi yudumlayıp, akşam içeceğim şarabı ve incecik pizzaları düşüneceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın ise measi var. Çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off. Off... Kıyıköy'de olsaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"............Sen kimsin dedi. Dedim kimsem oyum. Yani dedi. Yani dedim kimsem oyum..Tamam da kimsin sen dedi. Dedim ki kimseden, kimden bir kimseyim. Fakat bilmiyorsun o zaman dedi. Sen kimsin dedim. Dedi kimsem oyum. Tamam dedim. Tamam dedi. Tanıştığımıza memnun olduk........"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8295333307165119609?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8295333307165119609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8295333307165119609' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8295333307165119609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8295333307165119609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2008/02/offf-offf.html' title='Offf.... Offf'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-727288578456128192</id><published>2007-11-23T09:01:00.000+02:00</published><updated>2007-11-23T09:03:05.196+02:00</updated><title type='text'>Bugün Cuma...</title><content type='html'>Bugün çok sevdiğim arkadaşlarımdan birinin (zaten birkaç taneler) doğum günü. Aynı yerde çalışıyoruz, şu anda ayrı binalardayız ama bundan birkaç ay öncesine kadar aynı binadaydık, hatta aynı katta. Ama birbirimizin yüzünü göremiyorduk bile. Sevgili arkadaşım burada çalışmazken, reklamcılık gibi hayata daha yakın işler ile meşgûldü. Benim gerçek hayatla bağımdı aslında, en azından hadi çıkalım dediğinde onun enerjisi ile kendimizi sokakta buluyorduk. Sonra ben arkadaşımın bu işyerine girmesine vesile olarak, onu da kendimi de aynı tuzağın içine çekmişim meğerse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekliyoruz şimdi kurtulalım diye. Börekçi mi açsak, başka bir şehirde yaşayıp cafe, toprak, ek biç işiyle mi uğraşsak, bilardocu mu açsak, taksicilik mi yapsak, simit mi satsak ? Şu andakinden başka ne yapsak :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki arkadaş hediye ettim ona bugün. Bir tanesinin adı Liesel. Bir diğerinin adı ise Marco. Ama o istediği isimlerle değiştirebilir tabii ki. Biraz bakınca bize ne kadar benzediklerini görecek, ikisininde beyinleri şişmiş de dışarı çıkmış görüntüleri var, Liesel biraz asice, zaten ismi de o yüzden Liesel. Nazi Almanya'sında, Nazi Partisini kabul etmemiş ender Alman karakterlerden biri. Marco ise düşün düşün şişmiş, deli deli dolaşıyor, asık suratlı. Bizim gibi bir avuç yerde yüzüyorlar. En azından suyun içindeler, bizden bir adım daha mutlulardır sanırım. Kesinlikle ait oldukları yaşam şartları ile yaşıyorlar, suyun içindeler en azından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Elveda Rumeli diye bir dizi var. Hangi kanalda hatırlamıyorum, iki hafta tesadüfen rastladıktan sonra artık Pazartesi gelsin de seyredeyim istiyorum. Nasıl güzel bir dizi, o konuşmalar, konuşmalardaki o cevaplar. Kardeşim hep "Trakyalılar da bir çeşit laz" der, öyleyiz valla :)) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu yılların olsun sevgili arkadaşım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-727288578456128192?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/727288578456128192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=727288578456128192' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/727288578456128192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/727288578456128192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/11/bugn-cuma.html' title='Bugün Cuma...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-5376171544581984769</id><published>2007-10-25T22:43:00.000+03:00</published><updated>2007-10-25T23:03:45.318+03:00</updated><title type='text'>Kediler... Penguenler...</title><content type='html'>"Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü,&lt;br /&gt;Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü&lt;br /&gt;Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu&lt;br /&gt;Onlar işte hep boyuna koşuyordu&lt;br /&gt;Birileri çıkıyordu ordan burdan&lt;br /&gt;Hiç çıkmamak halinde ve ölgün&lt;br /&gt;Birileri çıkıyordu&lt;br /&gt;Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık&lt;br /&gt;Bir pencerenin sokağa doğru içinde&lt;br /&gt;Bu uyum Korkunçtur Yakup!&lt;br /&gt;Yakup'un olması korkunçluğudur bu&lt;br /&gt;Dünyanın insana doğru içinde&lt;br /&gt;"&lt;br /&gt;diyor ya Edip Cansever... Garip adam, garip kelimeler, garip diziliş... Ama usul usul sanki. Usul usul giydiriyor herşeye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense "böyle düzenin de, sistemin de, oynayanın da, oynatanında.................." diye başlamak istiyorum. Öyle usul usul olmuyor. Suyu çıkmış dünyanın en tadı kaçmış hali iş hayatında. Özellikle uydurma entellektüel, paralı diplomalı, yarı zengin, tam zamanlı elit yaşam formatına sahip olan veya olmak için ruhuyla birlikte herşeyini satan "Plaza" çalışanları yaşam ortamında. Plaza koridorlarında, odalarında, açık ofislerinde, kapalı kulislerinde, e-mail kutularında, tuvaletlerde, kahve odalarında, sigara molalarında, öğlen yemeklerinde, toplantılarda, sunumlarda, ayak üstü, sırt üstü her türlü pozisyonda birbirlerini nasıl yok edecekleri üzerine, facebook'tan daha beter sarmal olmuş ilişki ve düzenlerin yönetildiği, kimin hangi ipin ucunu kaybettiğinin belli olmadığı, kaybolan ipin ucunun kimin neresine dokunduğunun izinin kaybedildiği, atılan okun, atanan ensesine saplanmak üzere 10 kulisten geçirilişi... Hızlı hızlı hareket eden, yanmış kediler gibi koşturan, her boşluktan her delikten dökülen, işten başka herşey için verimli zaman yönetimi ustaları... Kafalarında sürekli olarak çalışan bir derecelendirme programı, insaları segmentlere ayırarak hedef kitlesini belirleyen, sahneleyeceği oyuna, oyuncu seçimi yapan, senaryoyu yazıp, senaryo tohumlarını koridorlara eken, yemlenmesini istediği insanı tohumların koridorlarına çekmek için pre-kulis çalışmaları yapmayı akıl edebilen onlarca insan. Her delikten çıkan. Tırnakları tırmalamaya hazır, gülüşleri altında keskinleştirilmiş dişleri plaza kedileri. Bir de saflar var. Panik halde, tüm işin yükünü çekip, onlarca değirmen taşı arasından kendini sıyırtıp akşam servisine yüzünde gözünde herhangi muhtemelen biryerlerinde çizik olmadan günü geldiği gibi "temiz" tamamlamaya çalışanlar. Çok seviğim arkadaşıma "ne oldu" dediğimde, "kediler kaçtı biryerlerime, tırmalıyorlar" demişti. Sanırım bunu kastetmedi, işin çokluğundan bahsediyordu ama bunun ne farkı var ki. Gerçi tüm bu "plaza" yaşam formunun yaratıklarını kediye benzetmek de yazık, hem de benim asil kedim şu anda kucağımda yatıp, mırıl mırıl uyurken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penguenler mi ? Onlar sığınaklarında...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-5376171544581984769?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/5376171544581984769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=5376171544581984769' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5376171544581984769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5376171544581984769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/10/kediler-penguenler.html' title='Kediler... Penguenler...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-1337095909401311827</id><published>2007-10-22T22:51:00.000+03:00</published><updated>2007-10-22T23:17:43.153+03:00</updated><title type='text'>Uyum Mekanizmaları...</title><content type='html'>Herşeyin içinde gizlenmiş, baskın veya bastırılmış, farkında olunması istenmiş veya reddedilmiş, inanılmaz güçlü, kabul edilemeyecek kadar inatçı, tahammül sınırlarını zorlayan, bazen de "yeter artık uyum falan istemiyorum" dedirtecek kadar yapışkan "Uyum Mekanizmaları" var, malesef... Ve örnek olarak insan varlığını alırsak kimi zaman şu noktaya bile gelebilir, imajinasyon yeteneği güçlü olan insalar için "tamam, bitti, uyum falan yok, tüm hücrelerimi örgütleyeceğim, içten yıkacağım bu mekanizmayı" kıvamına bile gelebilir. Ama faydasızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratılış kodlarında var sanırım, evrim teorisinin de temel taşlarından biri aslında. Gerçi günümüzde bu teorinin de tartışılması ve bazı yetersiz noktalarını ispatlamak için yeterli veri toplanmış durumda. Neyse bu ayrı konu... Hayvan alemindeki yaratıkların var olma savaşında bilinçli bir aksiyonları olmasa bile içgüdülerinin en büyük yandaşıdır bu uyum mekanizmaları, mevsime, şartlara, av yoğunluğuna, eş bulma imkanına, bulundukları doğanın şartlarında göre, tüm veriler sistemlerine yüklenir ve mekanizma uyumlandırma çalışmasına başlar... Kısa sürede de hayatta kalabilme seviyesine mekanizma upgrade edilir. Bitkiler bile bulundukları şartlara göre konumlanır. Uyumlandırma mekanizmasının gücüne göre ise zayıf uyumlanmış varlıklar, doğal seleksiyon ile "zayi" olarak sistem dışında kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Insan varlığı da hiçbir zaman "ben olsam bu şartlarda kesinlikle yaşayamazdım", "böcekten ödüm kopuyor, ölecek kadar çok korkuyorum, hayatta dayanamam", "bu kadar üzüntüyü kaldıramam, sanırım öleceğim" gibi oldukça iddalı cümleler kurmaktan, dikkatle sakınmalıdır. Çünkü kuvvetle muhtemel, o andaki tuzu kuru konumunda yaptığı tüm varsayımları kendi çürütür. Ve bir bakar ki, yaşıyor, hatta zorlanmıyor bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Insandaki uyum mekanizması hem fiziksel hem de duygusal olarak birarada değerlendirildiğinde doğadaki tüm yaratıkların uyum mekanizmasından çok daha güçlüdür ve sınırları zor tahmin edilir boyutlarda olabilir. Tabii doğal seleksiyonun sonuçları da dolayısı ile diğer varlıklara göre sayısal olarak daha az ama etkisel olarak daha yoğundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böcekten çok korkardım, evde böcek gördüğümde yaratığı odaya kilitler, kapının altına havlu sıkıştırır, kardeşimin eve gelip suçluyu bulmasını beklerdim. Sonra bir yağmur ormanında binbir çeşit böcekle 25 gün yaşamak zorunda kalınca, birinci haftadan sonra böceklerle koyun koyuna uyumaya başlamıştık. Uyum mekanizması harekete geçmiş, sistem için gerekli tüm verileri toplamış, bu durumun uyumlanmadan atlatılabilecek kadar kısa süre olmadığını görmüş ve aksiyon almaya başlamıştı. Önce böcekleri gördüğümde korkmamaya başlamıştım ama aramda mesafe olmasını istiyordum. Sonra yorgunluktan sürünecek hale geldiğimde, böceklerden korkmayarak ve umursamayarak altında binlercesinin dolaştığı yaprak yığınlarının üstüne oturmuştum. En son onlar ve ben aynı ortamın yaratığıydık ve birbirimizi rahatsız etmiyorduk. Süreç tamamlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda ise 16 günlük iznimden sonra, bugün işe döndüm. Huzura alışmış bünyem, sabahın köründe iş ile yüzleşince önce kafamın tepesine bir uyarı ağrısı gönderdi. Yapacak bir şey yoktu, dikkate almadım. Stress dozu artmaya başladıkça mideme de kramplar girmeye başladı. Bundan sonrası ise uyumlanma oldu, uyumlanmaya karşı örgütlediğim hücrelerim, mekanizmanın çalışmasını durduramadı, halbuki ben bir müddet daha tatil rehavetini yaşamak istiyordum. Akşam çıkarken, sanki izinden dönmemişim, hiç ara vermeden çalışıyormuşum gibi stress ve baskıya direnç kazanımı sürem tamamlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm hücrelerimle işe döndüm! Bu kadar gevezeliğin tek sebebi bu !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-1337095909401311827?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/1337095909401311827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=1337095909401311827' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1337095909401311827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/1337095909401311827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/10/uyum-mekanizmalar.html' title='Uyum Mekanizmaları...'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7581300654302746720</id><published>2007-10-20T00:01:00.000+03:00</published><updated>2007-10-20T00:56:38.985+03:00</updated><title type='text'>Freedom is Slavery !</title><content type='html'>Virgilius "Ignorance is Strength" dedi, ben "Freedom is Slavery" dedim. Oldukça peşpeşe, düşünmeden. Düşünüp düşünüp arasam, bir yerlerde "gönderme" amaçlı kullanacağım desem, kesinlikle aklıma gelmez ama kafamın taa derin biryerlerindeki kıvrımlardan çıkıverdi. Dedim ki kendi kendime, tamam burada kes, hatırlama neydi, nereden geldi, tamam unut, konuyu değiştir, kalk dolaş, bir dizi bul seyret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önce kitap satır satır aklıma geldi, ne zaman okuduğum, okuduğum sırada istatistik sınavım olduğu, aynı gece bir patiye katıldığım, sınavda Rsquare'in bir Avrupa şehrindeki havalı bir meydan ismi olabileceğini düşündüğüm, o sırada sersem çağrışımlar nedeniyle sınavın zamanını iyi kullanamadığım, V for Vendetta isimli film, filmdeki saçları kazınmış kızın ne kadar etkileyici olduğu, sokaklarda çalan müzik, o sokaklarda benim diye dolaşmamış olduğum, keşke tarihte herhangi bir yerde bir başkaldırıya liderlik etmiş olsaydım gibi bir sürü konu çorap söküğü olarak kucağıma döküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bunlar dökülmekle kalmadı, özgürlük diye bir şey olmadığı -artık-, köleliğin özgürlüğün karşıt anlamı olmadığı, sadece sınırlandırılmamış dolaşım özgürlüğünün karşıtı olan hapis hali ile eşanlamlı olduğu, hatta "serbest" kelimesinin, Farsça "Serbeste" kelimesinden geldiği, "Serbeste" kelimesinin "başı bağlı" anlamına geldiği, bunun da Osmanlı'da kullanılan "kafa kağıdı"na tekabül ettiği, kafa kağıdı olanın "rahat dolaşım" izni olmasından da "serbestlik" kavramının kullanılageldiği, dünyadaki tüm kölelik örneklerinin, aslında çeşit çeşit "hapis"lik örnekleri olduğu, yeni dünya günümüz insanı için ise "özgürlük" diye bir şeyin kesinlikle söz konusu olmadığı, bu kelimenin değerli olduğu yüzyılları çoktan geçtiğimizi, şu andaki popüler, popcorn kültürünün bu kelimeyi kullanmasının sadece çok cool durması sebebiyle olduğu, para ile donumuza kadar bağlandığımız bu düzende, özgürlük kelimesinin yerinin olmadığını düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında ise en bağsız, bağcıksız, ipsiz, link'siz yaşayan kim var acaba kafamın arşivinde diye didiklemeye başladım. Bir reel örnek, bir teorik net bilgi  buldum "arama sonuçları" olarak ve bunlardan yola çıkarak bir genellemeye vardım. (Bunu yazarken de şunu söylüyorum kendime, "tüm istatistik kurallarına aykırı bu yaptığın örneklem data çok az, dolayısı ile popülasyonu temsil etmez, genellemendeki doğruluk-güven payı oldukça düşük olabilir, ama bir yandan da karşı tez olarak da şu söylenebilir, bilinen popülasyondaki sayı düşük ise örneklem sayısının düşük olması normaldır, bilinmeyen varsayılan popülasyon ise reel olarak ölçümlenemeyeceğinden sayısal değer içermez. Buna cevap ise şu olabilir, örneklem ile bilinen popülasyon arasındaki mantık bağlantısı da tüm popülasyon ile çalışılamayacak olmasından dolayı örnekleme gidilmesidir, dolayısı ile bilinen popülasyon + varsayılan popülasyon diye bir formül uygulamak gerçekçi olmayabilir. O zaman örneklem yeterlidir. Genelleme yapılabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelleme: Medeni yaşamın girmediği kabileler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmediğim ama yazılanlardan araştırdığım "teorik" olarak isimlendirildiğim (benim için teorik, çünkü görmedim, onlarla yaşamadım) Aborjin'ler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğüm, yaşadığım konuştuğum Orang Asli'ler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bildiğim, hayatımdaki bağlar ve bağlılıklar, aitlikler ve yersizlikler, uyumlandırılamayan tüm kavramlara karşı duran Orang Asli'ler. Ormanda, medeniyet ürünü hiçbirşeyin girmediği hayatlarında, ormandan aldıkları ve verdikleri ile yaşayan, katışıksız, eklemesiz, süslemesiz, uydurma yaratılmış kavramlar olmadan, modern dünya insanına yüklenen sanal, çıkarcı, yancı, yönlendirici, etiketleyici, sınıflandırıcı kavramlardan bağımsız, çıplak "yaşamak" eylemini gerçekleştiren, doğan, tüm insani duyguları içgüdüsel olarak yaşayan, avlanan, avlandığı kadar yiyen, yiyebileceği kadar avlanan, ormana uyumlu, suya uyumlu, havaya uyumlu, kıçı açık, ayağı çıplak, evlenen, doğuran, ölen, hayatı boyunca "toprağa" yani "Tanrı"sına saygı duyan zarar vermeyen insanlar. Dünya üzerinde, dünyaya parazit olarak yapışmamış, dünyanın, toprakananın kendi olan, ayırtedilemeyen insanlar. Tek bağlılıkları "toprak", "orman", "kabile".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabilelere dönebilir miyiz ? Biz bağlılıklarımızı, bağlarımızı seviyoruz. Dönemeyiz. Ama o zaman "Özgürlük" gibi birşeyden de söz etmemeliyiz. Gönüllü bağlılığımızın tadını çıkaralım, dünyaya yabancı olduğumuz halde tüm gücümüzle yapışmaya devam edelim, bizi üstünden silkeleyene kadar, modern hayatımızla eğlenelim. Yanlış değil. Bizim türümüzün yaşam ortamı bu. Beni kızdıran ne yaptığımızı bilmemek. Kavramları hop oraya hop buraya, çok havalı duruyor diye uçurmak. Uçurmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7581300654302746720?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7581300654302746720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7581300654302746720' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7581300654302746720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7581300654302746720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/10/freedom-is-slavery.html' title='Freedom is Slavery !'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-5848341396334838669</id><published>2007-10-19T00:15:00.000+03:00</published><updated>2007-10-19T00:38:35.966+03:00</updated><title type='text'>Bebek Çarkı... Beşik Alarmı</title><content type='html'>Bebek Çarkları diye birşey varmış. Taa 1198 yılında, devrin Papa'sı tarafından uygulamaya alınmış. Nehre atılan çok fazla yeni doğmuş bebek ölüsü ile karşılaşılmaya başlandığında, bunun üzüntüsüne dayanamayan Papa, tüm kadınlar manastırlarına buyurmuş bu sistemin kurulmasını ve halka duyurulmasını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesi tarafından çeşitli sebeplerle istenmeyen, bakılmayacak, gayri meşru olan veya yoksulluk sebebi ile ailenin geri kalanınında yaşanacak pay kaybı korkusundan dolayı "normalde" nehre atılarak veya farklı yollarla öldürülen yeni doğan bebeklerin manastırlara "kapalı" sistemde bırakılması üzerine kurulmuş uygulama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıyorum şu andaki döner kapıların bir başka şekli. İçerideki dışarıdakini, dışarıdaki içeridekini göremiyor. Manastırın dışında, bebek çarka konuluyor ve çark çevriliyor. Bebek hoop manastırın içinde. Rahibeler her sabah bu çarkları kontrol ediyor ve bebekleri sahipleniyor.  (Bebeklerin vaftiz edilmeden bir birey olmadığını düşünen bir inanç sistemi için, Papa'nın tavrı hayli radikalmiş aslında)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 yılında da Italya bu uygulamayı, evlenmemiş annelere, yasadışı göçmenlere çözüm olarak, biraz daha modernleştirerek uygulamaya almış. Kiliselerin ve manastırların dışına, yalıtımlı soğuk almayan beşikler konulmuş. Biri bebeğini gelip buraya bıraktığında içeride bir yerde bir alarm çalıyormuş, rahibeler de en yakın hastaneyi arıyarak bebeğin sağlık durumunun kontrol edilmesini sağlayıp, bebeğe kalacak yer, aile vs sağlama işlerini organize ediyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bebeğin her ne şartta ve sebeple olursa olsun bırakılmaması yönünde inatçı, keskin ve hatta hiçbir tartışma kabul etmez bir tavrım ve saplantım olsa bile, etrafımızda hergün duyduğumuz bebeğini torbaya koyup öldüren, apartman boşluğuna atan, tuvalete atan yaratıkların haberlerini duydukça, bu bebek çarkı veya beşik alarmı sisteminin hiç de fena olmadığını düşünmeden edemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır camiye bebek bırakma alışkanlığı olan bir millet niye camilere korunaklı, bebekleri bırakacak bir yer yapmamışlar acaba? Dinde yasak tasvip etmiyoruz desek, hepsinde yasak ama bebeği birey olarak bile kabul etmeyen bir inanış bunu yapmış işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben bunca lüzumsuz şey bilirim, hayatım ıvır zıvır bilgi topaklarından oluşur. Ama bunu yeni öğrendim. Ne güzel ! Çok uzun zamandır yeni bir şey öğrendim. (Bundan bile kendime bir pay çıkardım, yuh bana! )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-5848341396334838669?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/5848341396334838669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=5848341396334838669' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5848341396334838669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/5848341396334838669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/10/bebek-ark-beik-alarm.html' title='Bebek Çarkı... Beşik Alarmı'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-7732510218220286055</id><published>2007-10-17T22:34:00.000+03:00</published><updated>2007-10-17T23:04:47.255+03:00</updated><title type='text'>Karanlık Madde veya Antimadde</title><content type='html'>Seneler önce Quantum Fiziğine takmıştım. Uzun uzun çalışmıştım, büyüleyiciydi. Hala da çok severim. En saygı ile andığım takıntılarımdan biridir, özeldir yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerindeki hiç bir biliminsanı evrenin %25'ini oluşturduğu tahmin edilen "karanlık madde" denen bir görünmez öz olduğu varsayılan "şeyin" ne olduğunu bilmiyor. Ama çok yakında öğrenecekler veya daha doğrusu ispatlayacaklar, feci heyecan verici bir şey ve bir o kadar da korkutucu. Bu o kadar kısa zamanda oldu ki 10 sene önce bundan bahsedilemiyordu bile, çok kısıtlı imkanlarla, çok kısıtlı deneylerin yapıldığı basına yansıyordu sadece, biraz daha fazlası ise araştırmacılar tarafından biliniyordu. O kadar devasal ve iddalı bir proje ki, onbinlerce biliminsanı bunun için seferber olmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En basit anlatımıyla, maddenin başlangıcına gidecekler bu proje ile. 2008'de bitecekmiş. Bittiğinde Big Bang'i tekrarlayacaklar, 6 milyar EUR'luk bir yatırım. Cenevre'de yerin altında uzananan devasa bir oluşum. 27 kilometrelik bir tünel, tonlarca ağırlıkta dedektörler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddeyi kuarklara kadar parçalayacaklar, bunları çarpıştıracaklar ve şu ana kadar bilinmeyen maddeyi oluşturan, ilk oluşturan bağları, enerjiyi bulacaklar. İlk oluşuma gidecekler. Big Bang sırasında ortaya çıkarak madde ile çarpışan antimaddeye ait kanıtlar bulmayı da hedefliyorlar ve maddeye kütlesini kazandırdığı düşünülen Higgs bozonlarını da ispatlamayı ve maddenin yerçekimi iletişim müdürü olduğu varsayılan Graviton bozonlarının da varlığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar bir yana diğer çok merak ettiğim konu bu projeyi kimlerin, nasıl yönettiği. Ben de senelerdir, finans projeleri yürütüyorum. 1 milyon dolarlık proje bütçesine sahip bir iş bile, o proje bitene kadar beni uykusuz bırakmaya, huzursuz yaşamama yetiyor. Onlarca kontrol, simülasyon, plan, koordinasyon, tekrar kontrol, tekrar kontrol, zaman baskısı, bütçe sıkıntısı, başarısız olma ihtimali, alternatif planlar, kurtuluş ve paçayı yırtma planları. Çekilecek iş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bu çapta bir proje beni öldürür veya ben insanları öldürürüm. Valla inanılmazlar. Bu projenin ispatlarını, sonuçlarını bilim dünyasına armağan etsinler, Proje Yönetim tecrübelerini bana...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-7732510218220286055?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/7732510218220286055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=7732510218220286055' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7732510218220286055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/7732510218220286055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/10/karanlk-madde-veya-antimadde.html' title='Karanlık Madde veya Antimadde'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8845564886264118583.post-8313406231827428206</id><published>2007-10-17T22:18:00.000+03:00</published><updated>2007-10-17T22:31:15.312+03:00</updated><title type='text'>Bunu niye yaptım ki ?</title><content type='html'>Bu blog zımbırtısını niye açtım ki acaba ? İzindeyim, aylaklıkla geçirecek çok vaktim var, bundan sanırım. Bu yetmiyormuş gibi bir de facebook diye bir şeye de girdim. Arkadaş topluyorsun, önce gerçekten bir şeyler paylaşmışlığın olanları bulup arkadaş kolleksiyonuna ekliyorsun, sonra yetmiyor, bir iki kelam etmiş olduklarını da alıyorsun. Bir zaman sonra ise ismini bildiklerini bildiğin kişileri de ekleyerek çoğaltıyorsun arkadaş varlıklarını. Bir zaman sonra herkes birbirinin arkadaş portföyünü karşılaştırıyor, birbirinin portföyünden insan araklıyor.&lt;br /&gt;Berbat bir sanal sarmal daha...&lt;br /&gt;Neyse bu blog da eşit derecede anlamsız, ben zaten yazıyorum sağa sola senelerdir, bazı internet sitelerine - yolum düşürse- bazen ufak tefek kağıtlara, bazen düzenli düzenli arşivlediğim word dosyalarını, bazen bir defter edinip ilk üç beş sayfasına... Ne farkı var ki bu sayfanın... Ben yazayım, birileri de okusun, vay be ne güzel bir şey diyeyim diye desem, internet sitelerine daha önce de yazdım, dönüp bir daha bakmadım bile. Benim ki tamamen yaz kurtul kıvamında bir şey olsa gerek.&lt;br /&gt;Hem zaten hayatımda "gerçek" olan kaç kişi var ki, bunlar da benim yazdıklarımı ben yazmadan tahmin eder zaten, onlar okusa ne olacak, okumadan biliyorlar herşeyi. Gerisi de yanılsamadan ibaret. Ben istediğim için, hayatımda çeşit olsun diye..&lt;br /&gt;Dün Sevgi ile "gerçek" kişiler hakkında konuşmuştuk. Azlar, çok az...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8845564886264118583-8313406231827428206?l=sindars.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sindars.blogspot.com/feeds/8313406231827428206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8845564886264118583&amp;postID=8313406231827428206' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8313406231827428206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8845564886264118583/posts/default/8313406231827428206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sindars.blogspot.com/2007/10/bunu-niye-yaptm-ki.html' title='Bunu niye yaptım ki ?'/><author><name>Sindar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13547269678521185646</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry></feed>
